11-06-2001 Özgür Politika
20 milyar dolarlık milli gelirin yarısını alan ve 50'ye yakın şirketle Türkiye'nin en büyük ekonomik gücü olan silahlı güçler, en büyük israf ve yolsuzluk kapısı. OYAK'ta 112 trilyon liralık yolsuzluk yapıldığı iddia edilirken hortumcu paşalar korunuyor.
MEHMET ÖZGÜL
Türkiye'de, "Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi" olarak nitelendirilen ekonomik ve siyasi bunalımda, en büyük rolü Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) oynuyor. Milli gelirin nerdeyse yarısını alıp tüketen TSK'ya bağlı Ordu Yardımlaşma Kuruluşu (OYAK) ile Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı (TSKGV) vergiden de muaf tutuluyor. Bu vakıfları aracılığıyla yönettiği dev sanayi ve ticari işletmelerle Türkiye'nin en büyük ekonomik gücü olan TSK, diğer işletmelere göre çok daha az vergi veriyor. Devleti asıl yöneten, dolayısıyla krizden asıl sorumlu olması bir yana TSK, verilmek istenen imajın aksine yolsuzluklarda rol oynayan hortumcu generalleriyle ekonomik krizde baş rol oynuyor.
112 trilyon açık
TSK mensuplarınca, 1 Mart 1961 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan OYAK'ın son Genel Kurulu 14 Nisan'da yapıldı. Genel Kurul'a ve kamuoyuna sunulan rapora göre, 2000 yılında OYAK'ın iştiraklerinin brüt satış hasılatı 2.3 katrilyon lira ve brüt kar toplamı 287.7, net 81.2 trilyon lira olarak gerçekleşti. OYAK 2000 yılında varlığını bir önceki yıla göre yüzde 59 oranında artırarak 551,5 trilyon liraya çıkartarak, aynı yıl elde edilen aktuaryal kar ise 217,4 trilyon liraya ulaştı.
Ancak bu açıklamaların gerçeği yansıtmadığı, en azından eksik olduğu, Genel Kurulda 112 trilyon liranın hesabının verilemediği öğrenildi. 41. Genel Kurul'a katılan bir "emekli general"in gazetemize ulaştırdığı bilgilere göre, Genel Kurulda 112 trilyon liralık kayıbın tartışıldığı bildirildi. Ancak "Genel Kurulda gündeme alınan ve müzakere edilen konuların kayıt altına alınıp yayımlanması bir zorunluluk iken", kamuoyuna açıklanan belgelerde bu tartışmalara ve tutanaklara yer verilmedi. "Bunların kayıtlardan çıkarılarak gizlenmesini ve üstünün örtülmesini amaçlayan bir anlayışla, uçurulan 112 Trilyon liranın kimler tarafından hortumlandığının anlaşılması mümkün olmayacaktır"Êdiyen emekli general yapılan bu büyük yolsuzluk nedeniyle gazetemize çeşitli bilgiler gönderdi.
Emekli general, OYAK'daki müthiş yolsuzluğa ilişkin şunları açıklad: "OYAK'ın 112 Trilyon Lirası buharlaştırıldı. Bu, sermayesinin yaklaşık 1/5'i demek. Her bir askerin alın teri ile kazandığı maaşından kesilen paralardan oluşuyor. Hortumcu, askerin bu alın terine göz dikmenin ötesinde, 112 Trilyon lirayı uçurmuş bile.
Kendini temizlemeyen çevresini temizleyemez
Konuya ilişkin bilgiler verirken oldukça tepkili ve gergin olan "emekli general" açıklamasında ard arda şu soruları sıralıyor;
"Hortumcuların bu marifetinin tutanaklardan çıkarılması ile bu para yerine döndürülmüş mü oldu? İstanbul'un dağını taşını teminat gösterip askerin alın terinden damlalarla biriktirilen bu paraları kimler, kimlere peşkeş çekti?
Halktan gizlemekle bu hortumlamanın önünü aldığını zannedenler; sivillerde olduğu gibi, askerin de yolsuzluklara kanat gerdiği, koruduğu anlayışını güçlendirdiğini anlamıyor mu?
112 Trilyon Lira kimlerin cebine gitti; kendini temizleyemeyen çevresini temizleme kararlılığını gösterebilir mi?
'Ben bu işe Korgeneralliğimi koydum' diyerek rütbelilerden 10'ar milyon lira toplanması emrini veren Korg. Erol TUTAL bu yolsuzluğun neresinde? Hortumlanan 112 Trilyon Lira yine bizim alın terimizden kesilen 10'ar milyon lira ile mi kapanacak?"
OYAK Genel Müdür Yardımcısı Öner: Yalan
OYAK Genel Müdür Yardımcısı Caner Öner ise, ÖZGÜR POLİTİKA'ya yaptığı açıklamada, "OYAK'ta 112 trilyon liralık yolsuzluk olduğuna dair iddialar yalandır" dedi. "Peki böyle bir sorun Genel Kurulda tartışıldı mı, sözkonusu edildi mi?" şeklindeki sorumuzu da Öner, "bilemiyorum, bilgim yok" şeklinde cevaplandırarak ayrıntı vermekten kaçındı.
Genel Kurul kararlarında itiraf
Ancak, kamuoyuna açıklanan 41. Genel Kurul kararlarının satır araları "emekli general"i doğruluyor. Genel Kurul, 3 nolu kararında şöyle deniyor: "37 nci Genel Kurul'un 7 no'lu kararı doğrultusunda, kurumun tüm hesaplarının bağımsız bir kuruluş tarafından her yıl incelenerek Genel Kurul ve Temsilciler Kurulu'na, Kurum düşünceleri ile birlikte sunulması hususunun usul ittihaz edilerek, her yıl Genel Kurul'a bu konuda rapor sunulması."
Bir önceki Genel Kurulda ise yine, 3 kurul önce denetim yönünde alınan bu kararın "bu güne kadar uygulanmamasının nedenlerinin Yönetim Kurulu tarafından bir rapor halinde 41'inci Genel Kurula sunulması" isteniyor.
Milli bütçenin yarısı Ordu'ya
Sayısı 1 milyona varan silahlı güçler milli gelirin ve bütçenin en büyük pay sahibi durumunda. Türkiye'nin Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) toplam 20 milyar dolar civarındayken, Ordu'ya bütçeden ayrılan pay ise 8.7 milyar dolar. Yani milli gelirin toplam %43.5'i Ordu'ya ayrılıyor. Ordunun dışında polise, MİT'e, koruculara ayrılan bütçe payı ile birlikte ortaya büyük rakam çıkıyor. Bu durumda milli gelirin yarısı hiç bir üretici fonksiyonu olmayan silahlı güçlere gidiyor. 2030 yılına kadar 150 milyar dolarlık (yüzde 60'ı ABD firmalarına verilen) yeni projeler oluşturan Genelkurmay, ekonomik krizle birlikte 19,5 milyar dolarlık 32 projeyi ertelediğini duyurdu. Ancak Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, "projelerin iptal edilmediğini, bir-iki yıl içinde başlanacağını" söyledi. Savunma harcamalarına hiç kimsenin müdahale etme ve soru sorma gücü- yetkisi bulunmuyor. Son olarak sadece Okyanuslarda kullanabilecek bazı uçak gemisi siparişlerinin Genelkurmay tarafından neden verildiğini soracak bir güç yok.
İlginç uygulama
Ordu'da tasarruf genelgelerine rağmen ilginç uygulamalar yaşandı. 2000 yılı içerisinde kullanılmayıp 2001 yılına devredildiği tespit edilen 1090 proje kaynaklarının bir an önce harcanması doğrultusunda en geç 25 Ocak 2001 tarihine kadar projelerin teknik şartnamelerinin hazırlanarak gönderilmesi isteniyor. Bütçe kanununun 53. maddesi yıl içerisinde kullanılmayan kaynakların bir sonraki yıla devredilmesi öngürülmesine rağmen TSK'de "eğer bu yılki bütçeden bize ayrılan payı kullanmazsak tasarruf tedbirleri doğrultusunda önümüzdeki yılın bütçesinde ciddi kesintilere gidilebilir" mantığıyla harcanma yoluna gidilerek ciddi kaynak kaybına yolaçılıyor.
Lojmanlarda büyük israf
Türkiye'de sayısı 335 bini bulan kamu lojmanları Maliye Bakanlığı KİT'ler ve yerel yönetimler dışındaki kamu lojmanlarının sayısını 230 bin olarak açıkladı. Bunun 110 bininin ordu ve polise ait olduğu ifade edildi.
Tasarruf genelgelerine rağmen bugün de askerler için lojman yapımı sürüyor. Son olarak devam eden lojmanların "Alarm İskan Tesisi" olduğu bildiriliyor. 2001 yılı için ilk etapta 200 daire olarak planlanan ve 2 trilyon liraya mal olan "lojman"lara genelgelerden kurtulmak için "tesis" adı verildiği belirtildi. Öte yandan kamu kuruluşlarının elinde bulunan taşıtların üçte biri olan 26 bin taşıtın teslim edilmesinin istenmesine rağmen sadece 300 tanesini teslim edildiği kaydedildi.
ABD'de Genelkurmay hesabı
Tasarruf tedbirlerine uymayan TSK'nin bir de ABD'de 18 milyon dolarlık hesabı olduğu ortaya çıktı. Bu para Genelkurmay'ın ABD New York Ziraat Bankası 20222301 nolu hesabında bulunuyor. Yıllık 6.74 faizle bankada tutulan hesabın 12 Ocak 2001'de dolan vadesi bir yıl daha uzatıldı. Bu kadar büyük bir kaynağın ekonomik kriz içinde, bir kenarda atıl bir vaziyetde tutulması ciddi bir çelişki ortaya çıkarıyor.
Fikir7 Manset Haberler
09 Aralık, 2007
Yolsuzluk ve rant ordusu
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
Şirket Paşaları ve Ötesi
-B.Bekdil
16-06-2007
referansgazetesi.com
Burak Bekdil
"Türkiye’nin yıllık silah, silah sistemi ve modernizasyon alımı yaklaşık 4 milyar dolar civarındadır. Bunun büyük bir kısmı yabancı silah üreticilerinden tedarik edilir. Yabancı şirketlerden yapılan alımların aracıları (temsilcileri) genellikle Türk firmalarıdır... İşte, birçok emekli subayın (binbaşıdan çeşitli generallik rütbelerine kadar) bankalar veya holding şirketlerinden daha faal olduğu alan, kayıtdışı olsa da burasıdır"
’Şirket Paşaları’ Forbes’a kapak oldu
Emekli generaller: 'Mevduatımızı çekeriz'
OYAK hakkında bütün bilmek istedikleriniz-M.Altan
Forbes dergisi, haziran sayısında emekli paşaların özel sektör maceralarını detaylandıran geniş bir yazıya yer verdi.Yazıya göre emekli paşaların profesyonel yöneticilik vasıflarından yararlanma yoluna giden özel sektör kuruluşları arasında bankalar, batık bankalar, holding şirketleri, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’na ait savunma şirketleri, özel güvenlik şirketleri, bir sabun-deterjan üreticisi, tekstil, ulaştırma, medikal ürün firmaları, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile iş yapan bir özel tersane ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na satış yapan bir zırhlı araç üreticisini de bünyesinde bulunduran bir holding var.
Tamam; emekli askerlerin hizmetinden yararlanma yoluna gitmek özellikle ABD’de kabul gören bir yöntem; yani uluslararası bir pratik. Yine tamam; birçok sivil bürokrat da emekli olduklarında “kamu hizmetinde görev yaptıkları alanda faaliyet gösteren” özel sektör kuruluşlarında mesleki birikimlerini değerlendiriyorlar. Ancak Genelkurmay Başkanı'nın basın toplantısının Başbakan'ınkinden daha fazla ilgi çektiği bir ülkede “şirket paşaları”yla ilgili olarak biraz daha şüpheci olmamız normal karşılanmalı.
Askerlere neden ihtiyaç duyulur
Neden, mesela, bir banka yönetim kurulu emekli bir generalin değerli hizmetlerinden faydalanmak ihtiyacı duyar ya da bir sabun-deterjan üreticisi? Yine de analitik kolaylık açısından bu tür iş kontratlarının melekler kadar masum olduğunu varsayalım. Peki ya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile iş yapan özel sektöre ait tersane için çalışan emekli amiral; Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na zırhlı araç satan holdingin yönetim kurulu başkan danışmanı paşa?
Bir devlet görevlisinin, (asker ya da sivil) bugün pazarlık masasının bir tarafında, yarın diğer tarafında oturuyor olması ne derece etik olabilir? Hadi bunları da “meleklerin masumiyeti” kategorisinde görelim.
Bir askeri vakfın çoğunluk hissesine sahip olduğu TAI, TEI, Havelsan, Aselsan, Roketsan gibi savunma şirketlerinin üst düzey yönetiminin ağırlıklı olarak emekli askerlerden oluşması tesadüf olabilir mi? Peki bu şirketlerde çalışanların özel sektörle mukayese edildiğinde şaşırtıcı bir ağırlıkla faal ya da emekli askerlerin yakınları olmaları ya da bu tür akrabalık ilişkileri olmayan meslektaşlarına göre daha kolay yükselmeleri, daha iyi görevlere getirilmeleri? Hadi bunların da “doğal hayatın gereği bir masumiyet sınırında” olduğunu kabul edelim. Peki Forbes dergisindeki yazıda yer almayan ancak emekli paşaların sayıca -ve muhtemelen etkice- daha faal olduğu bir başka iş alanını nasıl görmezden gelmemiz beklenebilir?
Emekli paşaların işlevi
Türkiye’nin yıllık silah, silah sistemi ve modernizasyon alımı yaklaşık 4 milyar dolar civarındadır. Bunun büyük bir kısmı yabancı silah üreticilerinden tedarik edilir. Yabancı şirketlerden yapılan alımların aracıları (temsilcileri) genellikle Türk firmalarıdır. Konuyu biraz daha açalım.
İşte, birçok emekli subayın (binbaşıdan çeşitli generallik rütbelerine kadar) bankalar veya holding şirketlerinden daha faal olduğu alan, kayıtdışı olsa da burasıdır. Emekli subaylar temsilci firmalarla karşılıklı güvene dayalı sözlü anlaşmalar yapabilir, bir yakınlarının bu firmalarda resmi veya gayri resmi istihdam edilmesini sağlayabilir veya resmen bu firmalara danışmanlık yapıyor olabilirler.
Ayrıca kendi firmalarını kurarak neredeyse istisnasız olarak Türk savunma sanayii piyasasından pay almak için yarışan yabancı firmalara danışmanlık hizmeti veriyor olabilirler. Hatta bazı durumlarda yabancı firma ve/veya temsilcisiyle “kıran kırana” pazarlık yürüten subayların emekli olur olmaz soluğu bu firmalarda aldığı dahi görülmüş olabilir. Üstelik bütün bunların hepsi de “meleklerin masumiyeti” ile yarışabilir.
Yine de bu tabloya bakınca insanın aklına bazı sorular takılıyor:
Emekli paşaların kurduğu danışmanlık firmaları müşterilerine dünya hububat fiyatları veya finansal piyasa analizi konularında hizmet veriyor olabilir mi?
Askeri vakıf şirketlerinde asker yakını kaç kişi çalışmaktadır?
Temsilci firmalarda asker yakını hangi “genç yetenekler” çalışmaktadır?
Bazı işadamlarımız için zaman zaman Ankara veya İstanbul’un ünlü mekânlarında çok bilindik paşalarla birlikte görünmek bir övünme vesilesi midir? Bu görüntüler “dosta düşmana” verilen bir mesaj, bir güç gösterisi midir?
'Titiz paşalar' ve diğerleri
Buna mukabil, neden birçok emekli general, bırakın şirket paşalığını veya yakınlarının askeri alanda çalışmasını kabul etmeyi, sosyal ortamlarda dahi cihet-i askeriyeyle çalışan işadamlarıyla bir araya gelmekten kaçınır?
Bu durum, “titiz paşaların” iş idaresi alanında yeteneksiz oluşu, buna mukabil “şirket paşalarının” bu konuda özel yeteneklerle donatılmış olmasıyla açıklanabilir mi?
Şüphesiz, bu sorular çoğaltılabilir. Biz yine de resmi, gayri resmi bütün şirket paşalarına, yakınlarına, yakınlarının yakınlarına hayırlı işler dilemekle yetinelim.
15.06.2007
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
General Holding
19-11-2007 Yeni Safak
Genelkurmay Başkanlığı'nı periyodik olarak bilgilendiren TESUD, anonim şirket, üniversite, dershane ve ana okulu, turizm köyleri, fuarcılık, araştırma kuruluşu ile caz orkestrası gibi birçok projeye start verdi. Projelerle emekli olan askerlerin özel sektörde çalışmasının da önüne geçilecek
ALİ EYVAZ ANKARA
OYAK'ın satışının gündeme gelmesiyle birlikte, OYAK'taki hisselerini geri alacaklarını belirten emekli generaller, içinde şirketten üniversiteye birçok projenin olduğu yeni bir çalışmaya start verdi. Projenin OYAK ölçeğinde olması bekleniyor. Turizmden eğitime, müzikten şirket faaliyetlerine, araştırma kuruluşlarından fuarcılığa kadar pek çok alanda birden hazırlanmış projeler önümüzdeki dönemde hayata geçecek. Bu projelerin hemen her aşamasında kişisel bilgi birikimlerine göre emekli subaylar öncelikli olarak görev alacaklar. Bu konuda OYAK'tan ciddi yardım görüleceği kaydedildi. Söz konusu projeleri emekli generallerin özel sektörde görev almasından uzun zamandır rahatsız olan Genelkurmay Başkanlığı'nın özellikle desteklediği öğrenildi.
EMEKLİ SUBAYLAR BOŞ KALMAYACAK
Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), emekli generallerin holdinglerde ve medya kuruluşlarında görev almalarına sıcak bakmayan Genelkurmay Başkanlığı'nı rahatlacak bir projeyi hayata geçirmek için kolları sıvadı. Faaliyetleri hakkında Genelkurmay Başkanlığı'nı periyodik olarak bilgilendiren TESUD, aynı anda birden fazla dev projeye start verdi. Bu projeler içinde en dikkat çekenleri arasında anonim şirket, üniversite, dershane ve ana okulu, turizm köyleri, fuarcılık, araştırma kuruluşu ile caz orkestrası ve korosu bulunuyor. Projeler içinde en çok önem verilenin ise üniversite olduğu belirtildi.
ÜNİVERSİTENİN FİNANSI TİCARİ FAALİYETLERDEN
TESUD Genel Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, şu an henüz "geliştirilme" aşamasında olduğunu vurguladığı vakıf üniversitesinin, turizm ve fuarcılık gibi ticari faaliyetlerden elde edilen gelirle kurulacağını söyledi. Küçükoğlu, projelerden kimisinin yeni başladığını, kimisinin başlamak üzere olduğunu kaydederek, adı konulmuş olanları şöyle sıraladı: TESUD Anonim Şirketi, TESUD Vakıf Üniversitesi, Mutlu Yaşam Köyleri (turizm), TESUD Eğitim Merkezi (dershane), TESUD Anaokulu, TESSAM (Türkiye Emekli Subaylar Derneği Stratejik Araştırma Merkezi), CIOR Fuarcılık. "Vakıf-Üniversite Girişimi" adıyla başlatılan projenin geliştirilmekte olduğunu dile getiren Küçükoğlu, "Hedef önümüzdeki beş yıl içinde üniversite eğitim ve öğretimine başlamaktır" diye konuştu.
ŞİRKETİMİZ KURULUYOR
Rıza Küçükoğlu, TESUD A.Ş.'nin kuruluş çalışmalarına başladıklarını belirterek, "Genel Merkez Yönetim Kurulu toplantısında şirket müdürü atanarak bu konuda hızla netice alacağız. Anonim şirket; iç ve dış ticaretin yanısıra, eğitim, turizm, loistik vb. alanlara açılacaktır. Hedef turizm alanında 'A' sınıfı belge almaktır" dedi.
Projelerin takvimi hazır
Rıza Küçükoğlu, hayata geçecek olan projeler hakkında, "Türkiye Emekli Subaylar Derneği Stratejik Araştırmalar Merkezi (TESSAM) yakın bir zamanda hizmete başlayacak. CIOR-2008 İstanbul Kongresi hazırlıkları ilerliyor. 34 NATO üye ve aday ülkesine ait ihtiyat subayları ve aileleri 7-13 Temmuz 2008 tarihlerinde İstanbul'da buluşacak. TESUD ekinliklerden bir kaynak sağlayacak, bu kaynağı üniversite ve 'mutlu yaşam köyleri' projeleri için basamak olarak kullanacaktır" dedi.
RAHAT HAZIR OL CAZ YAP
Emekli generallerin üniversiteden tatil köyüne kadar varan projeleri içinde en ilgincini ise "TESUD Caz Orkestrası ve Korosu" oluşturuyor. Küçükoğlu, bütün bando subaylarına çağrıda bulunarak, "Bu girişimimizde görev almak isteyen Bando Subay ve Astsubaylarımız, müziğe kendilerini adamış aile fertlerini kuracağımız TESUD Caz Orkestrası ve Korosu'na katılmaya davet ediyoruz" dedi. TESUD'un ilginç projeleri arasında "Mutlu Yaşam Köyleri" adı altında Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilecek kapsamlı bir proje daha var. Küçükoğlu bu konuda da şu bilgileri verdi: "Türkiye için bir ilktir. Huzur ve bakımevleri ötesinde, fizik tedavi, su tedavisi, alışveriş merkezi, konser salonu, uğraşı merkezi vb. içeren yaşam sitesi projesidir."
19.11.2007
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
Oyak ve TSK - Resmi Soygun
Oyak-H.Buğdaycıoğlu(Oyak-Dosya)
10-02-2006
siyar.org
Hüner Buğdaycıoğlu
"Bir ordunun bankası olur mu. Ya çimento işi, ya tuğla sanayii, ya bisküi üretimi, araba lastiği. Bir ülkede bunu üreten ordu mensupları dayanışma vakfı ise ve bu vakıf bırakınız piyasayı, sadece orduya bunları satma gücüne sahipse, o ülkede bir zümrenin egemenliğini ve değişime direncini uzun boylu yorumlamaya pek gerek yok aslında. Ancak, istediği devlet bankasından istediği krediyi alabilen, piyasa ekonomisini çekip çeviren, herhangi bir kriz durumunda uygun hukuki değişimlerle kendini garantiye alabilen, ihtiyacı olan önlemleri alma, uygulatma yetkisini elinde bulunduran bir kuruluşun, şeffaflaşması ve denetimine gerek duyulmak zorunda kanımca."
Geçtğimiz yıl, Erdemir'in OYAK a satışı ile birlikte, 'bu nasıl özelleştirme' sorusu,demokrat çevrelerce gündeme getirilmeye çalışılmış, ancak siyasetçiler, iş dünyası ve medya, devletçiliğe dair her konuda olduğu gibi, bu konuda da sessiz kalmayı muhafaza etmişti. Bugünlerde, siyasetçilerin mal varlığı tartışması, devletçiliğin siyasal olduğu kadar,iktisadi rantının da sorgulanmasını, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen ayrıcalıklara sahip TSK sermayedarlığına dokunmayı, bir kez daha gerektiriyor.
Savunma sanayii, kara-deniz-hava kuvvetlerini güçlendirme vakıfları, bunların bünyelerinde kurulan Aselsan, Tusaş, İşbir, Havelsan gibi şirketler, bu şirketlerin yabancı ortaklıklarına yakından bakmayı zorunlu kılıyor.Sadece OYAK a bakmak dahi, ordunun Türkiye'de, iktisadi anlamda da doğrudan kuvvet rolünü görmek için yeterli.
Eğer siyasetçiler, devlet rantının deşifre edilmesi ve denetlenmesi doğrultusunda samimi iseler, bu kurumları kamuoyunun önüne getirmek zorundalar. Gerçekleştirilen demokratik adımlar doğrultusunda, bazı araştırmacıların, akademisyenlerin çabalarını anmadan geçemem. Bu çabalardan bazılarını bir araya getiren, Ahmet İnsel-Ali Bayramoğlu tarafından derlenmiş, 'Bir Zümre, Bir Parti - Türkiye'de Ordu' adlı kitap, bir tabuyu yıkmak için konuyu analiz ediyor ve aydınlatılmasına büyük katkı sunuyor.
Elbette, devletçiliğin,iktisadi açıdan tek adresi OYAK değil, ama para ile ilgili ,şeffaflık için irdelenmesi gereken önemli bir kurum olduğu bir gerçek. O nedenle, genel hatları ile de olsa, OYAK' a bakmakta fayda var.
OYAK, Milli savunma bakanlığına bağlı ve özel hukuk hükümlerine tabi olup, mali ve idari bakımdan özerk bir tüzel kişilik.Kurumun her çeşit malları ile gelir ve alacakları devlet malları hakkına sahip, bunlara karşı suç işleyenler,devlet mallarına suç işlemiş gibi muamele görüyor.Yani ,bir yandan özel şirket hükümleri ile donatılmış, diğer yandan kamusal yetki ve imtiyazlara sahip. Her iki hukukun nimetlerinden faydalanabiliyor.
OYAK, hem zorunlu tasarruf kurumu,hem ek sosyal güvenlik ve hizmet kurumu, hem de bir holding kuruluşu.Onu, nevi şahsına münhasır kılan holding kuruluşu olma özelliği. Emekli sandığı, SSK, Bağkur gibi sosyal güvenlik kuruluşları ile karşılaştırıldığında, serbest fonların kullanımında,gelir amaçlı iş yapma açısından diğerlerine tanınmayan hak, sadece OYAK için var.
Yatırım alanları,otomotiv imalat,otomotiv pazarlama, taşımacılık, oto lastik imalatı, çimento sanayii, inşaat sektörü, finans sektörü-bankacılık, sigortacılık, ithalat-ihracat, süpermarket zinciri, gıda, gıda pazarlama, zirai kimya, turizm, teknoloji-bilişim, enerji den oluşuyor. Erdemir'le birlikte bunlara, demir-çeliği de eklemek gerekiyor. Erdemir bilindiği gibi, tüm beyaz eşya, inşaat ve ilgili pek çok üretimin ham maddesini temin ediyor.Ama konunun uzmanları Erdemir'i almak, Türkiye'deki demir madenlerini almakla sınırlı kalmayıp İskenderun başta olmak üzere, bazı limanların da sahibi olmayı beraberinde getiriyor.
Bu sektörler, yüksek gümrükler, ithal yasakları, vergi muafiyetleri ve çeşitli teşviklerden en üst düzeyde yararlanan sektörler olduğundan, en karlı sektörler durumundalar ve bu sektörlere yatırım yapmak, ulusun kalkınmasından ziyade, yatırımı yapan grupların büyümesi anlamına geliyor.
OYAK, otomotiv sektörüne, 1962 de Goodyear hisselerini alarak girmiş, sonra TOE, MAT, MAİS, Koç grubuyla birlikte Oyak-Renault peşi sıra gelmiş. Çukurova çimento ve ardından Bolu, Ünye, Mardin çimento şirketleri devreye girmiş, sonra inşaat şirketleri kurulmuş. 1980 den sonra yatırımları diğer alanlara, ihracata yönelmeye kaymış, yatırımlarının taşımacılığı OMSAN kurularak başlamış. Eti, Entaş Tavukçuluk, Pınar et şirketlerine ortak olmuş. Finans sektörüne Alarko ve Cerrahoğlu gruplarıyla Fırst National Bank of Boston' a ortak olarak atılmış.1993 de hisselerin tamamını satın alarak 1996 da Oyakbank'ı kurmuş.Üzerinde en çok durulması gereken yatırımlarından biri bankacılık sektörü. Zira ordu ve banka bir arada, dünyada herkese en tuhaf gelen örneği oluşturuyor. Bu örneğe biraz daha yakından bakmakta fayda var: Kriz yılı 1994 de, kurum karı,5.4 trilyon TL olarak gerçekleşmiş,yine kriz yılı olan 2001 de ise 594.4 trilyon TL'lık toplam kurum karı sağlanmış. Genel Müdür Coşkun Ulusoy bu durumu, 'kriz varsa fırsatta vardır' diye açıklamış.
Bu mucizenin sırrı, elbetteki diğer holdinglere göre ayrıcalıklı olduğu vergi muafiyetinden kaynaklanıyor. OYAK, kurumlar vergisinden, her türlü gelir gider vergisinden, üye aidatları gelir vergisinden, kuruma yapılacak bağışlar ve kurumun üyelerine yapacağı yardımlar veraset ve intikal vergisiyle gelir vergisinden, kurumun her türlü muamelesi damga vergisinden muaf. Ayrıca yine, devlet malları hak ve hukukuna sahip olduğu için hiçbir şekilde kurumun malları haczedilemiyor. Bu ayrıcalıklar yine de mucize için yeterli olmamış, 2001 krizinde sermayesi yetersiz hale gelmiş bankalara kaynak aktararak bu bankaları kurtarma operasyonunda TBMM, sektör içi aktif büyüklükteki payı yüzde birin üzerindeki bankaları kapsaması kararı almış, oysa bu 1.5 olarak genelde saptanırmış, ama eğer yine 1.5 saptansa ülkenin en büyük medya kuruluşu ve diğer yandan sınai askeri grup yani OYAK, bu durumdan maalesef yararlanamayacakmış.
Bir ordunun bankası olur mu.Ya çimento işi, ya tuğla sanayii, ya bisküi üretimi, araba lastiği. Bir ülkede bunu üreten ordu mensupları dayanışma vakfı ise ve bu vakıf bırakınız piyasayı, sadece orduya bunları satma gücüne sahipse, o ülkede bir zümrenin egemenliğini ve değişime direncini uzun boylu yorumlamaya pek gerek yok aslında. Ancak, istediği devlet bankasından istediği krediyi alabilen, piyasa ekonomisini çekip çeviren, herhangi bir kriz durumunda uygun hukuki değişimlerle kendini garantiye alabilen, ihtiyacı olan önlemleri alma, uygulatma yetkisini elinde bulunduran bir kuruluşun, şeffaflaşması ve denetimine gerek duyulmak, zorunda kanımca.
hunerb@hotmail.com
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
Şehitlik arazisine market kurdular
Şehitlik arazisine market kurdular
27-09-2007
Yeni Safak
Çorlu'da 16 dönümlük arazi, Hazine ile OYAK'ı karşı karşıya getirdi. OYAK, askerî bölgeyi ranta açmakla suçlanıyor.
Zaman Gazetesi'nin haberine göre, Çorlu'da şehitlik yapılması için Milli Savunma Bakanlığı'na tahsis edilen 40 dönümlük Hazine arazisinin Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) tarafından amacı dışında kullanıldığı ortaya çıktı. 10 milyon YTL'lik rant skandalını tespit eden Milli Emlak, olayın perde arkasını araştırırken çarpıcı bilgilere ulaştı. 1941 yılında arazi milli savunma ihtiyaçları ve Hava Kuvvetleri şehitliği yapılmak üzere Hazine tarafından Milli Savunma Bakanlığı'na devredilmişti. Ancak 1998 yılında 5. Kolordu Komutanlığı, küçük bir bölümünü şehitliğe ayırdığı bölgenin 16 dönümünü OYAK'a kiraladı. Ordu Yardımlaşma Satış Mağazası kurulabilmesi için komutanlığın belediyeye yaptığı ısrarlar sonuç verdi ve arazi imara açıldı. Hukuksuzluğun farkına varan Milli Emlak, 2001'de amacına uygun kullanılmadığı gerekçesiyle arazinin tahsisini iptal etti. Bundan sonra yaşananlar ise daha ilginçti. OYAK'ın, kararı hiçe sayarak 49 yıllığına aldığı araziyi alışveriş merkezi GİMA'ya kiraladığı anlaşıldı. Kontrolör raporunda, karşılığında GİMA'dan 300 bin dolar alındığı iddiası var. Milli Emlak, hem Milli Savunma Bakanlığı hem de OYAK'ı mahkemeye vermeye hazırlanıyor. OYAK ve GİMA'nın işgalci olduğu açıkça belirtilen raporda, bu sebeple iki şirket hakkında ecrimisil takibatında bulunulması gerektiği vurgulanıyor. İşgal edilen arazinin ve üzerindeki alışveriş merkezinin satılması ya da kiraya verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Gerçekleştirilememesi halinde, işgalin sona erdirilmesi ve alışveriş merkezinin yıkılması talebinde bulunuluyor.
Milli savunma ihtiyaçları ve Hava Kuvvetleri şehitliği yapılmak üzere Hazine tarafından Milli Savunma Bakanlığı'na tahsis edildi. Bakanlık, araziyi 5. Kolordu Komutanlığı'nın kullanımına verdi. Arazinin küçük bir bölümüne şehitlik yapıldı. Geri kalan bölümü ise tahsis amacına uygun kullanılmadı. Arazinin bir bölümüne belediye tarafından trafo yapılırken, sadece bunun için 16 sene süren yazışmalar yapıldı. 1998 yılında, araziye Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) talip oldu. Milli Savunma Bakanlığı'na müracaat eden OYAK, arazinin 16 dönümlük kısmını 49 yıllığına kiraladı. Kiralama amacı, Ordu Pazarı Satış Mağazası yapmaktı. İmzalanan protokole göre, bu kiralama karşılığında OYAK, bir defaya mahsus olmak üzere 5. Kolordu Komutanlığı'na 200 bin dolar verecekti. Ayrıca mağazanın yıllık gelirinin yüzde 3'ü kolorduya bırakılacaktı. Bunun yanı sıra OYAK, bitişikteki şehitliğin yeniden düzenlemesini yapacaktı. Fakat bir sorun vardı. Araziye alışveriş merkezi yapılabilmesi için, imar izni yoktu. Bu aşamada devreye giren 5. Kolordu Komutanlığı, arazinin imara açılması için belediyeye yazı yazdı. Belediye encümeni, istenen imar iznini verdi. 2003 yılına kadar OYPA'nın kullanımında olan 16 dönümlük alışveriş merkezi, daha sonra OYAK tarafından 10 yıllığına GİMA'ya devredildi.
Kira bedeli ise mağazanın aylık net satış gelirinin yüzde 2,5'i olacaktı. GİMA, aylık en az 8 bin YTL'lik kira bedelini garanti etti. Şu anda, mağaza Carrefour olarak hizmet veriyor. Emlakçıların verdiği bilgilere göre, GİMA'ya kiralanan arazinin piyasa değeri 10 milyon YTL. 2006 yılında duruma el koyan Maliye Bakanlığı Milli Emlak Dairesi, skandalı ortaya çıkardı. Konuyu araştırmak üzere görevlendirilen kontrolör, yapılan işlemlerin baştan sona kadar hukuksuz olduğunu belirledi. Hazırlanan rapora göre arazi kamulaştırıldığı tarihten itibaren tahsis amacı dışında kullanılmış, büyük bir kamu zararı meydana gelmiş, şehitliğin yapısı da bozulmuştu. Ayrıca, amacına uygun kullanılmadığı gerekçesiyle OYAK'ın kullandığı bölüm üzerindeki tahsis 2001 yılında kaldırılmıştı. Yani 16 dönümlük bu alan, yeniden Hazine malı olmuştu. Fakat OYAK, buna rağmen, arazinin tahsisi halen kendi üzerindeymiş gibi GİMA'ya kiraladı. Hazine'yi de tamamen devre dışı bıraktı.
Bu tespitlerin altının çizildiği raporun sonuç bölümünde, OYAK ve GİMA'nın işgalci olduğu açıkça belirtiliyor. Bu nedenle iki şirket hakkında ecrimisil takibatında bulunulması gerektiği vurgulanıyor. Bunun yanı sıra, işgal edilen arazinin ve üzerindeki alışveriş merkezinin satılması ya da kiraya verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bunun sağlanamaması halinde, işgalin sona erdirilmesi ve alışveriş merkezinin yıkılması isteniyor. Milli Emlak Genel Müdürlüğü, ilgili kurumlar hakkında dava açmaya hazırlanıyor.
27.09.2007
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
TSK ve Yolsuzluk
TSK ve Yolsuzluk
27-04-2001
yavuz oguz
Bildiğimiz gibi kamuoyu araştırmalarında en güvenilir kurumlar içinde TSK, her zaman birinci sırada yerini almaktadır. Bu durum, Türkiye’de ki militarist-siyasi yapıdan çıkarı olan başta tekelci medya olmak üzere bütün kesimlerin en iyi kullandıkları bir konu olmuştur. Tabi ki bu güvenilirlik TSK’nın, siviller gibi yolsuzluk, rüşvet vb gibi pisliklere pek bulaşmıyor gibi algılanmaları ile doğrudan bağlantılıdır.
Yani TSK mensupları bu toplumda yaşamalarına ve kurum olarak her türlü ticari faaliyet içinde bulunmalarına rağmen (TSK Türkiye’nin en büyük holdingidir) sanki hiç bir pisliğe bulaşmıyor ve halk da buna –bilhassa medyanın pompalaması ile- mecburen inanıyor.
Bugün Türkiye’nin içine girdiği siyasi ve ekonomik çöküş toplumun her kesimi tarafından tartışılırken, her zaman olduğu gibi gerçek nedenler gözardı edilip daha çok yolsuzluk ve rüşvet gibi can simitlerine başvurulmakta ve geçen sürede yaratılacak günah keçileri ile her zaman olduğu gibi sistem kurtarılmaya çalışılmaktadır.
Burada bu yanılgıya düşmeden ama TSK’nın da bu sistemin ve dolayısıyle bu pisliklerin içinde olduğunu belgeleyen bir örnek sunmak istiyoruz.
Yürtülen yolsuzlukla mücadele kampanyalarından etkilenen bazı kişiler İnternette oluşturdukları bir siteden yaptıkları yayında TSK’nın da bu pisliklerin içinde olduğunu –kendi görebildikleri kadarıyla da olsa-nedenleri ve belgeleri ile açıklıyorlar.
“Askerlerin yolsuzlukları Niçin gizli kalıyor , kamuoyuna malolmuyor ?
1. İtibar kaybına uğramamak için “kol kırılır yen içinde kalır” düşüncesiyle hareket edilmesi,
2. Bazı yolsuzlukların hiyareşi içinde yapılması ve aynı yolla örtülmesi .
3. Bir astın geleceğinin sicil amirlerinin iki dudağı arasında olması gerçeğinden hareketle normal hiyareşik yollarla şikayetin mantıklı olamadığının bilinmesi . (Yolsuzluğu yapan sıralı amir veya amirlerden birisi ise şikayetin anlamsızlığı ... )
4. Yolsuzluk şikayetlerinde ; yolsuzluk yapandan daha çok şikayeti yapan üzerinde durulduğunun bilinmesi ,
5. İyi niyetli , dürüst komutanların Orgeneral de olsa olaylara müdahaledeki acziyeti ,
6. Askeri yolsuzlukların ; korku , sindirme , tehdit ve işinden olma endişesi ile yazılı ve görsel basında yer almaması , yazanların ise başlarına gelenlerin kamuoyunca bilinmesi .
Bu ve benzeri maddeler çoğaltılabilir .”
Bir de örnek:
“Milli Menfaat” ve “Yüksek Gizlilik” gibi istismara açık ve devletimizin yumuşak karnını teşkil eden bir takım kavramlarla öne çıkarılan ve tek kaynak yetkisi kullanılarak Havelsan’a verilen ihaleler, gerçekte hangi menfaat temini sonucunda ABD, Fransa, İsrail yada Alman orijinli şirketlere havale ediliyor? Kimler, hangi yollarla devletin milyon dolarla ifade edilen parasını iç ediyor? Bu yazıda onu okuyacak, Havelsan kimin çiftliği demekten kendinizi alamayacaksınız..
EMEKLİ GENERALLERİN ÇİFTLİĞİ; HAVELSAN A.Ş.
HAVELSAN A.S., TSK Güçlendirme Vakfına ait bir vakıf şirketidir. Havelsan Şirketinin Yönetim kurulu üyelerinin tamamı emekli generallerden oluşmaktadır. Şirketin idari kadrolarında çalışanların çoğu general çocukları, emekli subay ve yakınlarından oluşmaktadır.
Havelsan yeni stratejisini belirleyerek artık bilgisayar yazılım otomasyon projelerine öncelikli ağırlık vermeye başlamıştır. Basta silahlı kuvvetler olmak üzere kamu kurumları otomasyon projelerinin çoğunda artık hep havelsan on plana çıkmaktadır.
TEKNİK ŞARTNAMELER HAVELSAN’DAN İHALELER TSK’DAN
Havelsan’ in aldığı ihalelerin çoğunu Türk Silahlı Kuvvetleri projeleri oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerden aldığı projelerin neredeyse tamamının teknik şartnamelerini de Havelsan kendisi hazırlamaktadır.
Havelsan a verilecek ihaleler önceden belirlenmekte, şartname maddeleri ona göre yazılmaktadır. Eğer Havelsan’a verilmesi önceden kararlaştırılan bir ihaleyi risk ederek kazara bir başka firma alsa bile bu ihale iptal edilebilmekte, yeniden Havelsan a verilmektedir.
HHO ORNEGI)
Havelsan’a verilen projelerin teknik şartnamelerinde diğer firmaların ihaleye katılımını engelleyecek risk taşıyan, belirsiz ifadeler özellikle konulmaktadır. Bu şekilde diğer firmaların ihaleye girmesi engellenmektedir. Risk taşıyan bu muğlak ifadeler sözleşme surecinde Havelsan lehine çevrilmektedir. Proje suresince Havelsan tarafından gerçeklenmesi gereken işlemler gerektiği gibi veya zamanında yapılmadığı durumlarda göz ardı edilmektedir.
PROJENİN BAŞINDAKİLERE GENERALLİK YOLU
Bu işlemin gerçekleşmesi için Hava Kuvvetleri bünyesinde projenin başındaki bazı insanlara generallik ve terfi yolları açılmaktadır. Örnek: HvBS (Hava Kuvvetleri Bilgi Sistemi) projesinde Alb.Suha Atature ihtimal yokken Havelsan da ki emekli generallerin yoğun baskısıyla General yapıldı. Projelerde Havelsan çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen subaylar ilgili projelerden uzaklaştırılmaktadır. Örneğin HvBS projesinden Yarbay Osman Sari Havelsan çıkarları doğrultusunda hareket etmediğinden projeden uzaklaştırılmış ve sonradan da emekli olmak zorunda bırakılmıştır. Bnb. Veysel Altuntas ta benzer bir akıbete maruz bırakılmıştır.
GENERAL HEDİYE, ÇOCUKLARINA PRİM ADI ALTINDA RÜŞVET
Ayrıca Havelsan da çalışan bazı General çocuklarına prim adi altında rüşvetler verilmektedir. MSB dahil TSK mensubu generallere ve yüksek rütbeli subaylara hediye adi altında büyük rüşvetler verilmektedir. Yılbaşı ve özel günlerde Generallere bu tip hediyeler verilmek üzere Havelsan bütçesinden büyük bir miktar ayırmaktadır.
BİR ÇOK KAMU İHALESİ DE HAVELSAN’A
Havelsan arkasına sığındığı silahlı kuvvetlerin gücünü de kullanarak artık diğer kamu ihalelerine de girmeye başlamıştır. Eskişehir Devlet Hastanesi, Tapu ve Kadastro Müdürlüğü, Adalet bakanlığı gibi kurumlardan da Otomasyon ihaleleri almış, yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen ödemeler yapılabilmiştir. Havelsan su an tamamı devlet kurumu olmak üzere çok miktarda ihale almış (Büyük projeler olarak yaklaşık 60 ve rutin bakim projeleri olarak yaklaşık yüzün üzerindedir) ve elindeki mevcut kaynaklar ile bu kadar projeyi nasıl bitirebileceği de merak konusudur. Havelsan, karanlık ilişkileri dolayısıyla cesaretli davranabilmektedir.
Hava kuvvetleri üslerinde bulunan uçak simülasyonlarının yıllık bakim ihaleleri gibi birçok rutin ihale Havelsan a verilmekte, sözleşme gereklerini yerine getirmese de bunların paraları ödenmektedir.
ASKERİ SAVCILAR TAHKİKAT BAŞLATMAYA ÇEKİNİYORLAR
TSK bünyesinde görev yapan ve adi yolsuzluklara karısan bir general ile ilgili askeri savcı normalde, elinde delil olsa bile, ancak Genel Kurmay başkanının onayını aldıktan sonra tahkikat başlatabilmektedir. Savcılar ise bu durumdan dolayı çekinceli davranabilmektedir. Dolayısıyla yolsuzluk yapan generaller daha rahat hareket edebilmektedir. Örneğin HvBS projesinden sorumlu General Suha Atature projede birçok olayı örtbas etmekte, şartname gereği Havelsan tarafından yapılması gereken birçok isi yapılmadan yapılmış gibi göstererek onaylamaktadır.
Yazar:
mim
Tarih:
9.12.07
0
Makale
Eklentiler: tsk ve yolsuzluklar
03 Aralık, 2007
Azinlik Haklari ve Almanya
Parteien nationaler Minderheiten [Wahlrechtslexikon]
--------------------------------------------------------------------------------
Sonderrechte für Parteien nationaler Minderheiten
Bei Wahlen zum Deutschen Bundestag und einigen Landtagen genießen Parteien nationaler Minderheiten einige Sonderrechte bzw. werden von einigen Benachteiligungsklauseln für Kleinparteien ausgenommen.
Befreiung von Sperrklauseln
Bei Wahlen zum Deutschen Bundestag, zum Landtag in Schleswig-Holstein und Landtag in Brandenburg gibt es für Parteien nationaler Minderheiten Befreiungen von den expliziten Sperrklauseln.
Während bei Bundestagswahlen die Einschränkung der Erfolgswertgleichheit der Stimmen für alle Parteien nationaler Minderheiten aufgehoben ist, gilt dies in Schleswig-Holstein für Parteien der dänischen sowie in Brandenburg für Parteien der sorbischen Minderheit. In Sachsen, wo immerhin rund doppelt so viele Sorben wie in Brandenburg leben, gibt es keine solche Regelung im Landeswahlgesetz. Bei Kommunalwahlen gibt es keine Befreiung von der Sperrklausel.
Seit wann gelten die Regelungen
Die Ausnahmeregelungen gelten für den Deutschen Bundestag seit der Bundestagswahl 1953 und in Schleswig-Holstein seit der Landtagswahl 1958, der ersten Wahl nach den Bonn-Kopenhagener Erklärungen vom 29. März 1955.
Wie hoch ist die natürliche Sperrklausel
Natürlich müssen die Parteien trotzdem noch so viele Stimmen gewinnen, daß ihnen nach dem verwendeten Berechnungsverfahren noch ein Sitz zusteht (siehe Faktische Sperrklausel). Beim Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare/Niemeyer) sind dies rund die Stimmen für einen halben Sitz, beim Divisorverfahren mit Abrundung (d’Hondt) knapp die Stimmen für einen ganzen Sitz.
Parlamentswahl Faktische Sperr-
klausel in Prozent Berechnungs-
verfahren Nötige Stimmen bei der
Wahl im Jahre [...]
Deutscher Bundestag 0,09 % Hare-Niemeyer 43.523 [2002]
Landtag Brandenburg 0,57 % Hare-Niemeyer 7.059 [2004]
Landtag Schleswig-Holstein 1,47 % d’Hondt 18.584 [2005]
Deutscher Bundestag 0,08 % Hare-Niemeyer 36.729 [2005]
Bei der Bundestagswahl und der Landtagswahl in Brandenburg, kann die konkrete nötige Stimmenzahl wegen der Rundung des Quotenverfahrens mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare/Niemeyer) stärker um den halben Sitzanspruch schwanken. Die absoluten Stimmenzahlen der letzten Wahl entsprechen hier einer Rundung von ca. 0,6. Absolute Stimmenzahlen hängt immer auch von der Wahlbeteiligung ab.
Automatische Teilnahme an der staatlichen Parteienfinanzierung
Für Parteien nationaler Minderheiten gelten ebenso nicht die Einschränkungen des Parteiengesetzes für die staatliche Parteienfinanzierung.
Der Südschleswigsche Wählerverband
Die bisher einzige Partei, die von den Regelungen für Minderheitsparteien profitiert, ist der Südschleswigsche Wählerverband (SSW) in Schleswig-Holstein, der seit 1958 kontinuierlich im Landtag sitzt, auch wenn er 1983 das einzige Mandat recht knapp mit 1,3 % der Stimmen gewann.
Einen Sitz bekam der SSW auch im 1. Deutschen Bundestag mit einem Wahlergebnis von über 75.000 Stimmen. Bei den Bundestagswahlen von 1953, 1957 und 1961 erhielt der SSW nicht genügend Stimmen für einen Sitz – seit 1953 galt zwar für den SSW die Sperrklausel nicht mehr, allerdings wurden die Mandate mit dem, große Parteien begünstigenden Divisorverfahren mit Abrunden (d’Hondt) verteilt. Danach kandidierte der SSW nur noch auf Landes- und kommunaler Ebene. Mit einem Zweitstimmenanteil von 51.000 Stimmen wie bei Landtagswahl 2005 und der Verwendung des Quotenverfahrens mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare/Niemeyer) oder des Divisorverfahrens mit Standardrundung (Sainte-Laguë) hätte der SSW allerdings eine gute Chance auf einen Sitz im Deutschen Bundestag.
Der SSW bezeichnet sich selbst als Partei der dänischen und friesischen Minderheit, einige Landtagsabgeordneten des SSW waren bzw. sind auch Friesen, das Landeswahlgesetz begünstigt allerdings explizit nur Parteien der dänischen Minderheit.
Deutsch-Dänisches Papier/Bonn-Kopenhagener Erklärungen 1955
Die Befreiung von der Sperrklausel in Schleswig-Holstein geht zurück auf die im Vorfeld der bundesdeutschen NATO-Aufnahme geführten deutsch-dänische Verhandlungen im Februar und März 1955, deren Ergebnisse in einem Protokokoll vom 28. März 1955 (Deutsch-Dänisches Papier) festgehalten wurden.
Die Verhandlungen führten zu den Bonn-Kopenhagener Erklärungen der Regierungen beider Staaten vom 29. März 1955, wobei die Bonner Erklärung des damaligen Bundeskanzlers Konrad Adenauer (CDU) selbst keine Ausführungen zum Wahlrecht enthielt. Ein wichtiger Bestandteil der Erklärung ist aber, daß das Bekenntnis zur Minderheit nicht abgefragt oder überprüft werden darf.
Das Deutsch-Dänische Papier behandelt die Ausnahme der dänischen Minderheit von der 5 %-Klausel im Schleswig-Holsteinischen Landeswahlgesetz und eine Festschreibung der schon seit 1953 bestehenden Regelung für die Wahlen zum Deutschen Bundestag.
Vor den Bonn-Kopenhagener Erklärungen wurde 1951 unter einer CDU-geführten Landesregierung versucht, dem SSW einen Sitz im Kieler Landtag durch Erhöhung der landesweiten Sperrklausel auf 7,5 % zu verwehren. Dagegen zog der SSW vor das Bundesverfassungsgericht und bekam durch Urteil des Zweiten Senats vom 5. April 1952 – 2 BvH 1/52 – (BVerfGE 1, 208) recht. Die Sperrklausel wurde auf 5 % der gültigen Stimmen gesenkt, trotzdem scheiterte der SSW 1954 mit 3,5 % an ihr.
Links:
Wahlergebnisse des SSW
50 Jahre Erklärungen über die allgemeinen Rechte der dänischen Minderheit – Meldung vom 28.03.2005
***
Sperrklausel [Wahlrechtslexikon]
--------------------------------------------------------------------------------
Definition
Eine Sperrklausel ist eine (explizite oder implizite) gesetzliche Bestimmung im Wahlsystem, welche die Teilnahme einer Partei an der Mandatsvergabe vom Erreichen einer bestimmten Zahl vom Stimmen abhängig macht.
So kann eine explizite Fünf-Prozent-Hürde oder Grundmandatsklausel die Teilnahme an der Mandatsverteilung vom Erreichen eines bestimmten Prozentsatzes der gültigen abgegebenen Stimmen oder der Stimmenmehrheit in einem (oder mehreren) Wahlkreisen abhängig machen.
Eine implizite (faktische) Sperrklausel ist die sich durch die Wahlkreisgröße und das Verrechnungsverfahren ergebene Bedingung zum Erreichen des ersten Sitzes. So liegt als Faustformel die faktische Sperrklausel bei der Verwendung des Divisorverfahrens mit Abrundung (D’Hondt) doppelt so hoch, wie bei der Verwendung des Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare-Niemeyer) oder des Divisorverfahrens mit Standardrundung (Sainte-Laguë). Allerdings läßt sich die Hürde für den ersten Sitz gerade bei Divisorverfahren recht genau einstellen (z. B. Dänische oder ausgeglichene Methode).
Auswirkungen
Die Sperrklausel steuert die Struktur des Parteiensystems. So hat sie in Deutschland zu einem Zwei- bis Vierparteiensystem geführt. Da es dafür sorgen kann, daß sich die Stimmen nur auf die vorraussichtlich erfolgreichen Parteien verteilen, wird durch sie teilweise ein proporzverstärkender Effekt gesehen (siehe auch Konzentrationsanreiz in Verhältniswahlsystemen).
Die Anordnung einer Sperrklausel durch den Gesetzgeber bedeutet eine Durchbrechung der formalen Wahlrechtsgleichheit und der Chancengleichheit der beteiligten Wahlvorschlagsträger. Sie bedarf nach ständiger verfassungsgerichtlicher Rechtsprechung zu ihrer Rechtfertigung eines zwingenden Grundes.
Funktionale Rechtfertigung einer Sperrklausel ist u.a das Ermöglichen einer stabilen Regierungsmehrheit, aber auch die staatsorganisatorische Konstruktion eines Bundeslandes oder Stadtstaates (z. B. Bremer Kommunalparlament).
Daß ein Wegfallen dieser Notwendigkeit (z. B. durch Direktwahl des Verwaltungschef) die Verfassungsmäßigkeit einer Sperrklausel in Frage stellen kann, zeigt beispielsweise die Entscheidung des nordrhein-westfälischen Verfassungsgerichtshofs in Münster (siehe Pressemitteilung vom 6. Juli 1999 – Organklagen gegen 5 %-Sperrklausel im Kommunalwahlrecht erfolgreich).
Sperrklauseln werden immer wieder mit dem Hinweis auf die Unregierbarkeit der Weimarer Republik, in der es keine Sperrklausel gegeben habe, gerechtfertigt. Dies steht aber in gewissem Widerspruch zum Reichstagswahlsystem, in dem es durch die Einteilung des Wahlgebietes und die Art der Stimmenverrechnung eine gewisse faktische Hürde gab.
Paradoxien
Explizite Sperrklauseln können im Zusammenspiel mit dem Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare-Niemeyer) zum Auftreten von negativen Stimmen führen.
Beispiel: Sperrklauselparadoxon
(Der Systemfehler liegt in diesem Fall in der Definition einer Wahlzahl durch das Quotenverfahren, an der sich das ganze Zuteilungsverfahren streng orientiert und einer im Widerspruch dazu stehenden Sperrklausel, die das feine Raster der Zuteilung wieder durcheinander wirbelt.)
Negative Stimmen per Konstruktion können dann auftreten, wenn eine Partei durch Verfehlen einer Prozenthürde vergleichsweise besser dastünde.
Beispiel Landtag Sachsen-Anhalt; die SPD stände wesentlich besser da, wenn sie keine einzige Parteistimme erhalten hätte.
Einfluß auf das Wahlverhalten
Eine Sperrklausel beeinflußt durch die Verzerrung des Stimmengewichts immer auch das Wahlverhalten selbst (d. h., sie führt zu dem sogenannten taktischen Wählen).
Durch Erhöhung des Stimmengewichts:
So kann eine Partei gewählt werden, damit diese die Sperrklausel überwindet (Stützstimmen/Leihstimmen) (Vom Wert von Wählerstimmen an der Fünf-Prozent-Hürde/Jackpot-Effekt).
Reduzierung des Stimmengewichts:
Eine Partei kann aber auch deshalb nicht gewählt werden, weil erwartet wird, daß sie an der Sperrklausel scheitern wird.
Durch die Sperrklausel werden viele Stimmen bei der Sitzverteilung nicht berücksichtigt. Durch die Möglichkeit einer Alternativstimme gäbe es eine Möglichkeit sowohl die Parteienzersplitterung als auch den wertlosen Verfall vieler Wählerstimmen zu verhindern. Vor allem würden die Wähler nicht zu taktischem Wählen gezwungen, eine aufrichtige Stimmabgabe wäre dann die optimale Stimmabgabe.
***
Fünf-Prozent-Hürde [Wahlrechtslexikon]
--------------------------------------------------------------------------------
Definition
Die Fünf-Prozent-Hürde ist eine explizite Sperrklausel in deutschen Wahlgesetzen, die die Teilnahme einer Partei an der Mandatsvergabe vom Erreichen eines Anteils von fünf Prozent der Stimmen abhängig macht. Zu den Auswirkungen siehe auch den ausführlichen Artikel zur Sperrklausel.
Ein Quorum von 7,5 % für den Landtag in Schleswig-Holstein wurde vom Bundesverfassungsgericht nicht gestattet (BVerfGE 1, 208 – zur 7,5 %-Sperrklausel). Sperrklauseln über 5 % bedürfen nach dieser Rechtsprechung ganz besonderer, zwingender Gründe. Das Quorum kann aber unter einem Wert von 5 % liegen.
Eine Fünf-Prozent-Klausel muss nicht die einzige Hürde sein. Sie kann – etwa durch eine alternative Grundmandatsklausel – ergänzt werden, bzw. für Parteien nationaler Minderheiten entfallen.
Der Wert von fünf Prozent scheint zu einer Art Dogma eines gemeindeutschen Quorums geworden zu sein, der auch bei Entscheidungen, die nichts mit einer Sperrklausel zu tun haben, auftaucht (vgl. BVerfGE 95, 335).
Verbreitung in Deutschland
Die Fünf-Prozent-Klausel gilt bei Bundestagwahlen, Europawahlen, allen Landtagswahlen und bei Kommunalwahlen in Bremen, dem Saarland, Schleswig-Holstein und Thüringen. Eine 3,03 %-Hürde gibt es bei Kommunalwahlen in Rheinland-Pfalz, eine 3 %-Hürde bei der Wahl der Bezirksverordnetenversammlung in Berlin. Allerdings wird die 5 %-Klausel für Kommunalwahlen immer mehr in Frage gestellt.
Spielarten
Auch wenn man allgemein von der Fünf-Prozent-Hürde spricht, es gibt eine Reihe von Feinheiten:
Am verbreitetsten ist: fünf Prozent der gültigen Stimmen,
etwas höher liegt: fünf Prozent der abgegebenen Stimmen (Berlin, war in Hamburg, ...),
getrennte Hürden in verschiedenen Wahlgebieten (Bremen, Erster Bundestag),
Bundestagswahl 1990 (zwei Anwendungsgebiete, eine Hürde zu meistern),
zusammen mit anderen Hürden, die alternativ überwunden werden können (Grundmandatsklausel) und
Ausnahmen für Parteien nationaler Minderheiten.
Verfassungsrang
In Bayern und Bremen hat die Fünf-Prozent-Klausel sogar Verfassungsrang.
In Bayern muss der Wahlkreissieger auch einer Partei angehören, die die Fünf-Prozent-Klausel überwunden hat, um in den Landtag einzuziehen.
Knappe Ergebnisse
Bei der Hamburger Bürgerschaftswahl am 23. September 2001 erzielte die FDP mit 43.214 Stimmen 5,08 % der gültigen und nur 5,04 % der abgegeben Stimmen. Die Hamburger FDP lag damit nur nur ganze 303 Stimmen über der gesetzlichen Sperrklausel (vgl. Meldung vom 23. September 2001 – Hamburg nur 304 Stimmen an Wahlrechtsstreit vorbeigeschlittert).
Bei der Landtagswahl in Schleswig-Holstein am 5. April 1992 erzielten die GRÜNEN 4,97 % der gültigen Stimmen (es fehlten 398 Stimmen).
Aber auch im Süden gab es knappe Ergebnisse, so scheiterten bei der Landtagswahl in Bayern 1990 die Republikaner mit 4,9 % der gültigen Stimmen.
Bei der Wahl zur Bremischen Bürgerschaft am 25. Mai 2003 erhielt die FDP im Wahlgebiet Bremerhaven mit 2.625 Stimmen und 5,7 % Anteil an den gültigen Stimmen die bis dahin in absoluten Zahlen wohl geringste Stimmenzahl, die für das Überwinden der Fünf-Prozent-Hürde und einen Sitz ausreichte. Ausgereicht hätten für dieses Mandat theoretisch auch schon – gleiche Stimmzahlen bei den anderen Parteien vorausgesetzt – 2.284 (5 %) der Stimmen.
Bei der folgenden Wahl zur Bremischen Bürgerschaft am 13. Mai 2007 überwand die DVU schon mit 2.376 Wählerstimmen in Bremerhaven (5,4 %) die Fünf-Prozent-Hürde. Das dürfte – nach den Wahlrecht.de vorliegenden Zahlen – die geringste Wählerzahl sein, die jemals für den Einzug in ein bundesdeutsches Parlament ausreichte. Ebenso in Bremerhaven scheiterte dagegen die Wählervereinigung Bürger in Wut (BIW) mit 2.216 Stimmen (4,9983 %) mit – der knappsten Differenz überhaupt – genau einer Stimme an der Fünf-Prozent-Hürde. Allerdings steht das Ergebnis noch nicht fest, da ein Wahlprüfungsverfahren eingeleitet wurde.
Abschaffung der Fünf-Prozent-Hürde
In einigen kommunalen Wahlsystemen wurde die Fünf-Prozent-Hürde aufgrund (oder im Vorgriff auf) Gerichtsentscheidungen wieder abgeschafft. Vor allem bei Kommunalwahlen ist der Trend zur Abschaffung der Sperrklausel zu beobachten.
Bei Kommunalwahlen in NRW wurde die Sperrklausel 1999 nach einer Entscheidung des Verfassungsgerichtshofs abgeschafft. Im Oktober 2007 wurde eine Ein-Sitz-Sperrklausel eingeführt, deren Verfassungsmäßigkeit aber umstritten ist.
In Mecklenburg-Vorpommern wurde nach einer Entscheidung des Landesverfassungsgerichts vom 14. Dezember 2000 – LVerfG 4/99 das Kommunalwahlgesetz im Jahr 2003 zur Wahl 2004 geändert.
In Hessen wurde die Fünf-Prozent-Hürde im Rahmen der Kommunalwahlreform 1999 abgeschafft (Hessen 1999).
Entscheidungen (Auswahl)
Bundestagswahlrecht
BVerfG, Urteil vom 29.09.1990, 2 BvE 4/90, 2 BvE 3/90, 2 BvE 1/90, 2 BvR 2471/90 – (BVerfGE 82, 322) – Sperrklausel bei der ersten gesamtdeutschen Bundestagswahl
Europawahlrecht
BVerfG, Beschluss vom 22.05.1979, 2 BvR 193/79, 2 BvR 197/79 – (BVerfGE 51, 222) – Sperrklausel im Europawahlgesetz
Landtagswahlsrecht
BayVerfGH, Beschluss vom 18.07.2006, Vf. 9-VII-04
BVerfG, Urteil vom 05.04.1952, BVerfGE 1, 208 – 7,5 %-Sperrklausel bei Landtagswahl SH
Kommunalwahlrecht
VerfGH TH, Urteil vom 18.07.2006, VerfGH 8/05
VerwG Weimar, Beschluss vom 13.07.2005, 6 K 5804/04.We – Vorlagebeschluss
LVerfG MV, Urteil vom 14.12.2004, LVerfG 4/99
StGH HB, Urteil vom 29.08.2000
VerfGH NW, Urteil vom 06.07.1999, 14/98, 15/98 (DVBl 1999, 1271)
VerfGH SL, Urteil vom 02.06.1998, Lv 4/97 (VwRR SW 1998, 91)
Links
Synoptische Darstellung der Fünf-Prozent-Klauseln im Landtagswahlrecht
Synoptische Darstellung der Sperrklauseln im Kommunalwahlrecht
Seminararbeit: Das Landtagswahlrecht in der Kritik: 5 %-Hürde, unterschiedliche Wahlkreisgrößen, offene Listen? Vorwahlen?
***
Grundmandatsklausel [Wahlrechtslexikon]
--------------------------------------------------------------------------------
Grundmandatsklausel
Regelung, daß eine Partei nicht nur dann ins Parlament kommt, wenn sie die Fünfprozenthürde übersprungen hat, sondern auch dann, wenn sie in einem oder mehreren Wahlkreisen (je nach Wahlgesetz) ein Direktmandat erringen konnte.
--------------------------------------------------------------------------------
Regelung, daß eine Partei, die in einem ersten Verteilungsschritt eine (je nach Wahlgesetz) bestimmte Anzahl an Mandaten erhalten hat, an der weiteren Mandatsverteilung teilnimmt.
Bundeswahlgesetz Paragraph 6:
(6) Bei Verteilung der Sitze auf die Landeslisten werden nur Parteien berücksichtigt, die mindestens 5 vom Hundert der im Wahlgebiet abgegebenen gültigen Zweitstimmen erhalten oder in mindestens drei Wahlkreisen einen Sitz errungen haben. Satz 1 findet auf die von Parteien nationaler Minderheiten eingereichten Listen keine Anwendung.
Die Grundmandatsklausel wird meistens als Ausnahme zur Fünfprozenthürde gesehen, wobei die Fünfprozenthürde genausogut als Ausnahme zur Grundmandatsklausel gesehen werden kann. Denn im jetzigen Bundestagswahlsystem stehen beide Regelungen gleichberechtigt als zwei Sperrhürden nebeneinander, von denen eine übersprungen werden muß. Allerdings scheitert eine Partei, die an der Fünfprozenthürde scheitert, in aller Regel auch an der Grundmandatsklausel, eine Anwendung gab es nur in Ausnahmen.
So ermöglichte die Grundmandatsklausel in der jetzigen Form (seit der Bundestagswahl 1957 mit drei Wahlkreisen) der PDS bei der Bundestagswahl 1994 den Einzug in den Bundestag (mit 4,4 % der Zweitstimmen). Die DP profitierte bei den Bundestagswahlen 1953 und 1957 durch Wahlabsprachen (mit 3,2 % bzw. 3,4% der Zweitstimmen) von der Regelung, bei der Wahl 1953 noch durch bei den ersten beiden Bundestagswahlen geltenden Regelung mit einem Mandat.
In Österreich heißen die Mandate des ersten Verteilungsschrittes Grundmandate.
Grundmandatsklauseln gibt es in auch in verschiedenen Landeswahlgesetzen.
Die Verfassungsmäßigkeit der Grundmandatklausel wurde am 10.04.1997 vom BVerfG bestätigt (vgl. BVerfGE 95, 408 und Pressemitteilung des Bundesverfassungsgerichts Nr. 32 vom 10. April 1997).
Im innerparlamentarischen Bereich kann "Grundmandatsklausel" auch eine Bestimmung meinen, wonach jede Fraktion mit mindestens einem Mandat in einem Ausschuß vertreten ist, auch wenn sie der Größe nach eigentlich keinen Anspruch darauf hätte.
Links
Bundestagswahlsystem
***
Faktische Sperrklausel [Verfahren]
--------------------------------------------------------------------------------
Während bei expliziten Sperrklauseln (etwa der Fünf-Prozent-Hürde) genau definiert ist, wann eine Partei in ein Parlament einziehen darf und wann nicht, existiert auch bei Fehlen einer solchen expliziten Klausel eine, durch das verwendete Berechnungsverfahren gegebene Hürde zum Erlangen des ersten Sitzes.
Diese faktische Sperrklausel muss unterschieden werden von den durchschnittlichen Stimmen pro Sitz, in der Regel reichen deutlich weniger Stimmen, um in ein Parlament einzuziehen.
Die faktische (oder systemimmanente) Sperrklausel ist dabei keine definierte Prozentzahl, sondern hängt vom Sitzzuteilungsverfahren, von der Anzahl der zu verteilenden Sitze, der Anzahl der beteiligen Parteien und des Stimmenanteils der anderen Parteien ab.
In aller Regel gibt es dabei eine untere und eine obere Grenze, d. h., eine Hürde unter der eine Partei nicht einzieht und eine Hürde über der eine Partei auf jeden Fall einzieht. Dazwischen kann eine Partei einziehen, muss es aber nicht.
Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen (Hare/Niemeyer)
Stimmenanteil (in Sitzanteilen)
n: Anzahl Parteien
m: Anzahl Mandate
untere Grenze (kann ab):
obere Grenze (muss ab): und
Das heißt, bei drei Parteien zieht eine Partei mit weniger Stimmen als für einen Drittel Sitz notwendig sind nicht ins Parlament ein, aber mit mehr als für zwei Drittel Sitz notwendig sind auf jeden Fall.
Bei zehn Parteien kann eine Partei ab Stimmen für 0,1 Sitze, muss aber erst ab 0,9 Sitze im Parlament vertreten sein.
Bei mehr Parteien geht die untere Hürde gegen Null und die obere Hürde gegen eins (solang auch viele Mandate zu verteilen sind), wobei allerdings eine Hürde um 0,5 Sitzanteile immer wahrscheinlicher wird.
Allgemein lässt sich sagen, dass eine Partei, die Stimmen für einen halben Sitz errungen hat, mit einer Wahrscheinlichkeit von 50 % ins Parlament einzieht (hier liegt die implizite Annahme zugrunde, dass alle Nachkommaanteile gleich wahrscheinlich sind).
Lineare Divisorverfahren (allgemeine Formel)
Formel Kopfermann S. 131 unten
Lineare Divisorverfahren sind Divisorverfahren bei denen die Stimmenzahl durch eine Folge der Form rho, rho+1, rho+2, ... dividiert wird. Dabei gilt rho=1 für d’Hondt, rho=0,5 für Sainte-Laguë bzw. rho=0 für Adams.
n: Anzahl Parteien
m: Anzahl Mandate
untere Grenze (kann ab):
obere Grenze (muß ab): und
Divisorverfahren mit Abrundung (d’Hondt)
untere Grenze (kann ab):
obere Grenze (muss ab) durch Hagenbach-Bischoffsche oder Droopsche Wahlzahl
Für m=30 Sitze, n=10 Parteien
kann eine Partei ab 0,7692 und muss ab 0,9677 Sitzanteil im Parlament vertreten sein.
Divisorverfahren mit Standardrundung (Sainte-Laguë)
Hier liegt die faktische Sperrklausel bei ca rho=0,5 Sitzen.
Für m=30 Sitze, n=10 Parteien
kann eine Partei ab 0,4411 und muss ab 0,5796 Sitzanteil im Parlament vertreten sein.
Modifiziertes Sainte-Laguë mit erster Divison durch 0,7
Formel siehe Kopfermann S. 133 / Lijphart-Gibberd (1977) S. 219–244
untere Grenze (kann ab)
obere Grenze (muss ab)
Für m=30 Sitze, n=10 Parteien
kann eine Partei ab 0,5865 und muss ab 0,7924 Sitzanteil im Parlament vertreten sein.
Vergleich
Verfahren Faktische Sperrklausel
untere obere
Für m=30 Sitze, n=10 Parteien
D’Hondt 0,77 0,97
Sainte-Laguë 0,44 0,58
Mod. Sainte-Laguë 0,59 0,79
Hare/Niemeyer 0,10 0,90
Mythen
Es wird immer wieder geschrieben, faktische Sperrklausel sei die Stimmenzahl, die durchschnittlich zu einen Sitz führt. In Wirklichkeit reicht bspw. beim in Deutschland am häufigsten verwendeten Verfahren Hare-Niemeyer – wie oben dargestellt – im Allgemeinen aber schon die Hälfte dieser Stimmenzahl aus (und zwar nicht nur in Ausnahmefällen).
Parteien, Wahlrecht und Wahlen, Uwe Backes und Eckhard Jesse
Literatur
Klaus Kopfermann, Mathematische Aspekte der Wahlverfahren, Mannheim 1991
Arend Lijphart, Robert William Gibberd, Thresholds and payoffs in list systems of proportional representation. European Journal of Political Research 5 (1977) 219-244.
Links
Anschauliche Darstellung verschiedener Sitzzuteilungsverfahren
Übersicht über Sitzzuteilungsverfahren
Übersicht über Quotenverfahren
Übersicht über Divisorverfahren
Linkliste zum Thema Sitzzuteilungsverfahren
Sperrklauseln in Wahlsystemen
Fünf-Prozent-Hürde
***
D’Hondt [Divisorverfahren]
--------------------------------------------------------------------------------
Das Divisorverfahren mit Abrundung
Bezeichnungen
Divisorverfahren mit Abrundung
d’Hondtsches Höchstzahlverfahren
Jefferson’s method
Verfahren nach Hagenbach-Bischoff
nach:
Thomas Jefferson, (1743–1826), Vorschlag von 1792, Verfasser der Unabhängigkeitserklärung, Präsident der American Philosophical Society und Vater der University of Virginia
Victor d’Hondt, (1841–1901), belgischer Jurist
Eduard Hagenbach-Bischoff, (1833–1910), Schweizer Professor für Physik
Beschreibungen
1. Als Höchstzahlverfahren
Die Stimmen der Parteien werden durch 1, 2, 3, ... n dividiert und die Sitze in der Reihenfolge der größten sich ergebenen Höchstzahlen zugeteilt.
2. Als Divisorverfahren – Teile und Runde
Die Stimmen der Parteien werden durch einen geeigneten Divisor (Stimmen pro Sitz) dividiert und es wird abgerundet.
3. Nach Hagenbach-Bischoff (als Quasi-Quotenverfahren)
1. Schritt – Grundverteilung: Die Stimmen der Parteien werden durch die um Eins erhöhte Gesamtstimmenzahl dividiert und mit der um Eins erhöhten Gesamtsitzzahl multipliziert. Die abgerundeten Zahlen werden als Sitzzahlen direkt zugeteilt.
2. Schritt – Restsitzverteilung: Soweit Restsitze zu verteilen sind, werden die Stimmenzahlen der Parteien durch die um 1, 2, 3, ... erhöhte schon zugeteilte Sitzzahl dividiert und Restsitze nach größten Höchstzahlen zugeteilt.
Beispielrechnung: Zahlenbeispiel
Fehlerminimierung
D’Hondt maximiert die Zahl der Stimmen pro Abgeordneten (Wähler, die ein Abgeordneter der bestgestelltesten Partei vertritt).
Eigenschaften
Tendenzielle Bevorzugung großer Parteien
Prinzip des vollen Preises
Mehrheitserhaltend
Wurde in Deutschland zum Teil durch die Verfahren nach Sainte-Laguë oder Hare-Niemeyer ersetzt.
Wird im Ausland u. a. bei der österreichischen Nationalratswahl und in der Schweiz angewandt.
Doppelte Anwendung des Verfahrens
Wenn das Divisorverfahren mit Abrundung in mehreren Wahlkreisen unabhängig voneinander (in gewissem Sinne in Baden-Württemberg) oder mehrmals hintereinander angewandt wird (Wähler → Parlament → Ausschuß), verstärkt sich der mehrheitserhaltende Trend bzw. die Benachteiligung kleinerer Parteien.
In Bayern wurde die parallele Anwendung des Divisorverfahrens mit Abrundung vom Verfassungsgerichtshof für verfassungswidrig erklärt (VerfGHE BY 45, 54). Das Gericht begründete sein Urteil damit, daß das Verfahren d’Hondt die großen Parteien begünstigt. Da die Mandate an die Parteien in den sieben Wahlkreisen getrennt verteilt werden, wird diese Begünstigung der großen Parteien versiebenfacht, so daß eine landesweit proporzmäßige Sitzverteilung nicht mehr gewährleistet ist. Tatsächlich hatte beispielsweise 1990 die FDP bei einem Stimmenanteil von 5,2 % nur 3,4 % der Mandate erhalten.
Links
Die Verfahren nach Sainte-Laguë und Hare/Niemeyer
Übersicht über Quotenverfahren
Übersicht über Divisorverfahren
Linkliste zum Thema Sitzzuteilungsverfahren
Anschauliche Darstellung verschiedener Stimmenverrechnungsverfahren
BVerfG, Beschluss vom 24.11.1988, 2 BvC 4/88 (BVerfGE 79, 169)
BVerfG, Beschluss vom 22.05.1963, 2 BvC 3/62 (BVerfGE 16, 130)
StGH Niedersachsen, Urteil vom 20.09.1977, StGH 1/77 (NdsStGHE 1, 335)
***
Hare/Niemeyer [Quotenverfahren]
--------------------------------------------------------------------------------
Das Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen
Bezeichnungen
Hamilton-Verfahren, Hare/Niemeyer- oder Niemeyer-Verfahren
Quotenmethode mit Ausgleich nach größten Resten, Verfahren der größten Reste
Quotientenmethode mit Restausgleich nach größten Bruchteilen
Verfahren der mathematischen Proportion, Mathematisches Proportionsverfahren
largest remainder
Vinton’s method of 1850
nach:
Alexander Hamilton (1755–1804), amerikanischer Politiker
Samuel F. Vinton (1792–1862), amerikanischer Politiker
Thomas Hare (1806–1891), Jurist, London
George Pólya (1887-1985), Schweizer Mathematiker
Horst F. Niemeyer (*1931), Professor für Mathematik, RWTH-Aachen
Beschreibung
Das Verfahren ist ein Quotenverfahren, die Sitze werden in zwei Schritten zugeteilt:
1. Schritt: Grundverteilung
Die Stimmen der Parteien werden durch die Gesamtstimmenzahl aller Parteien (ohne ungültige Stimmen und Enthaltungen) dividiert und mit der Gesamtsitzzahl multipliziert (= Quote). Der abgerundete Teil der Quote wird als Sitzzahl direkt zugeteilt.
2. Schritt: Restsitzverteilung
Die Restsitze werden in der Reihenfolge der größten Nachkommateile der Quoten den Parteien zugeteilt. Haben mehr Parteien einen gleichen Nachkommateil, als noch Sitze zu vergeben sind, wird in der Praxis beispielsweise gelost (§ 6 Abs. 2 Satz 5 Bundeswahlgesetz [BWahlG]: vom Bundeswahlleiter zu ziehendes Los) oder in Reihenfolge der Stärke der Parteien zugeteilt (Wahl der Duma).
Dabei kann die Restsitzverteilung so angepasst werden, dass eine Partei mit (mehr als) der Hälfte aller Stimmen einen Restsitz immer dann erhält, wenn sie ohne diesen Sitz nicht die Mehrheit im Parlament hätte (z. B. Mehrheitsklausel § 6 Abs. 6 BWahlG).
Eigenschaften
Fehlende Konsistenz
Quotenbedingung wird erfüllt (Idealrahmen)
Mehrheitsbedingung kann mit Mehrheitsklausel erfüllt werden
Keine Partei wird der Größe nach bevor- oder benachteilt
(in den meisten Fällen ergibt sich eine identische Verteilung beim Verfahren Sainte-Laguë)
Paradoxien
Alabama-Paradoxon (Sitzzuwachs-Paradoxon)
Bei Erhöhung der Gesamtsitzzahl bei gleicher Stimmenverteilung, kann eine Partei einen Sitz verlieren.
New State Paradox (Neue-Partei-Syndrom)
Durch das Streichen einer Partei mit Ihren Stimmen und Sitzen, kann eine andere Partei Sitze verlieren oder gewinnen.
Population Paradox (Populations-Paradoxon, Wählerzuwachs-Paradoxon)
Bei einem anderen Wahlergebnis kann eine Partei A trotz Stimmengewinnen einen Sitz verlieren und gleichzeitig eine Partei B trotz Stimmenverlusten einen Sitz gewinnen.
Geschichte/Anwendung
Das Quotenverfahren mit Restausgleich nach größten Bruchteilen mit Mehrheitsklausel ersetzte in § 6 Bundeswahlgesetz (in der Fassung vom 8. März 1985 und gültig ab 16. März 1985) das Verfahren d’Hondt. Erstmals angewendet wurde es bei der Bundestagswahl am 25. Januar 1987.
Links
Paradoxien in Quotenverfahren
Die Verfahren nach Sainte-Laguë und d’Hondt
Übersicht über Divisorverfahren
Linkliste zum Thema Sitzzuteilungsverfahren
Anschauliche Darstellung verschiedener Stimmenverrechnungsverfahren
BVerfG, Beschluss vom 24.11.1988, 2 BvC 4/88 (BVerfGE 79, 169)
StGH Niedersachsen, Urteil vom 20.09.1977, StGH 1/77 (NdsStGHE 1, 335)
***
Sainte-Laguë [Divisorverfahren]
--------------------------------------------------------------------------------
Das Divisorverfahren mit Standardrundung
Bezeichnungen
Verfahren Sainte-Laguë,
Verfahren Sainte-Laguë/Schepers,
Divisorverfahren Divisorverfahren mit Standardrundung
Webster’s method
Methode der ungeraden Zahlen
nach:
Daniel Webster (1782–1852, USA)
Jean-André Sainte-Laguë (1882–1950, Frankreich), Professor der Mathematik am Conservatoire national des arts et métiers in Paris
Ladislaus von Bortkiewicz (1868–1931), Direktor des Staatswissenschaftlich-Statistischen Seminars der Universität Berlin
Hans Schepers (*1928), Gruppe Datenverarbeitung im Dienste des Deutschen Bundestages
Beschreibungen
Als Höchstzahlverfahren
Die Stimmen der Parteien werden durch 0,5 − 1,5 − 2,5 ... n − 0,5 dividiert und die Sitze in der Reihenfolge der größten sich ergebenen Höchstzahlen zugeteilt. (Es können ebensogut die ungeraden Zahlen 1, 3, 5, 7, 9 ... benutzt werden.)
Als Rangmaßzahlverfahren
Bei der Bestimmung der Ausschussbesetzung im Deutschen Bundestag werden anstelle der Höchstzahlen deren Kehrwert bzw. Rangmaßzahlen berechnet und die Sitze in der Reihenfolge der kleinsten Rangmaßzahlen zugeteilt.
Als Divisorverfahren – Teile und Runde
Die Stimmen der Parteien werden durch einen geeigneten Divisor (Stimmen pro Sitz) dividiert und nach Standardrundung gerundet.
Beispielrechnung: Zahlenbeispiel
Fehlerminimierung
Minimiert die quadratische Abweichung der Größe „Sitze durch Stimmen“.
Eigenschaften
keine tendenzielle Bevorzugung großer oder kleiner Parteien
(in den meisten Fällen ergibt sich eine identische Verteilung zum Verfahren Hare/Niemeyer)
Erfüllt die Erfolgswertgleicheit optimal.
Anwendung bei der Ausschusssitzbesetzung im Deutschen Bundestags, in der Beschreibungsform des speziell für Gremiem entwickelten Rangmaßzahlverfahrens Sainte-Laguë/Schepers.
Wurde in Neuseeland eingeführt.
Wurde als automatische Methode auch bei den Reichstagswahlen in der Weimarer Republik benutzt. Für 60.000 Stimmen gab es einen Sitz, für mehr als 30.000 Reststimmen gab es noch einen Restsitz.
Der Bundeswahlleiter kommt in einer Studie vom 4. Januar 1999 zu dem Fazit, dass das Verfahren nach Sainte-Laguë dem Verfahren nach Hare/Niemeyer (wegen dessen Paradoxien) und dem Verfahren nach D’Hondt vorzuziehen ist.
Links
Übersicht über Divisorverfahren
Prof. Pukelsheim: Divisor oder Quote? Zur Mathematik von Mandatszuteilungen bei Verhältniswahlen – Report 392
Linkliste zum Thema Sitzzuteilungsverfahren
Anschauliche Darstellung verschiedener Stimmenverrechnungsverfahren
Gesetz zur Änderung des Bremischen Wahlgesetzes – Beispiel eines Gesetzentwurfes zur Einführung von Sainte-Laguë
***
Skandinavische Methode [Verfahren-Index]
--------------------------------------------------------------------------------
Skandinavische Methode; (auch ausgeglichene Methode oder modifiziertes Sainte Laguë)
Modifikation des Divisorverfahrens mit Standardrundung (Sainte Laguë). Der erste Divisor der Divisorreihe ist 0,7 (anstelle von 0,5) so daß die Hürde für den ersten Sitz bei Stimmen für ca. 0,7 Sitzen liegt. Divisorreihe 0,7-1,5-2,5-3,5-... (oder äquivalent 1,4-3-7-9...).
Die Skandinavische Methode ist u.a. in Skandinavien verbreitet und wird in Dänemark zur Zuteilung der Direktmandate (in Mehrpersonenwahlkreisen) benutzt.
Folketing (Parliamentary) Election Act Allocation of Constituency Seats
76. (1) The votes cast for each party and each independent candidate in all nomination districts in a multi-member constituency shall be summed up.
(2) Each number of votes appearing as a result of the summation, cf. subsection (1), shall be divided by 1,4-3-5-7 a.s.o. until such number of divisions equivalent to the maximum number of seats expected to be allocated to the party or the independent candidate has been undertaken. The party or the independent candidate having the highest resulting quotients shall be given the first seat in the multi-member constituency. The second highest quotient entails the second seat and so on and so forth, until all constituency seats in the multi-member constituency have been distributed among the parties and the independent candidates. If there is a tie between two or more quotients, lots shall be drawn.
--------------------------------------------------------------------------------
Dänische Methode
--------------------------------------------------------------------------------
Dänische Methode;
Modifikation des Divisorverfahrens mit Standardrundung (Sainte Laguë).
Die Divisorreihe ist 1 - 4 - 7 - 10 - ...
Die Methode wird in Dänemark zur Unterverteilung von Parteisitzen auf die Regionen benutzt.
Folketing (Parliamentary) Election Act Allocation of Compensatory Seats to Parties by Multi-member Constituency
79.-(1) In the region(s) where a party has obtained compensatory seats according to section 78, the party's vote in the respective multi-member constituencies shall be divided by the figures 1-4-7-10, a.s.o. In each multi-member constituency a number of the largest quotients equivalent to the number of constituency seats obtained by the party in the multi-member constituency shall subsequently be omitted.
Die Bezeichnung "Dänische Methode" (z.B., Taagepera & Shugart, 1989: 31) erfolgt, da diese Divisorreihe sonst nirgendwo auftaucht. Der Sinn dieser Methode ist, daß auch kleinere Regionen bei der Sitzverteilung representiert werden.
--------------------------------------------------------------------------------
von Martin Fehndrich
Yazar:
mim
Tarih:
3.12.07
0
Makale
Eklentiler: Azinlik haklari
02 Aralık, 2007
uçaklara dışarıdan müdahale teknolojisi
Bazı ülkelerin elinde uçaklara dışarıdan müdahale teknolojisi var. Bu müdahale ise yönetimi pilotun elinden alıp uçağı dışarıdan yönlendirmek anlamına geliyor.
Bu teknoloji 11 Eylül saldırısında kullanıldı. Denenmesi ise daha önce New York ve New Foundland üzerinde iki uçağın düşürülmesindeydi.
Yazar:
mim
Tarih:
2.12.07
0
Makale
Eklentiler: ucak manipulasyonlari
01 Aralık, 2007
veda....www.siyahsancak.com
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #12 : Kasım 26, 2007, 12:51:49 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Futbolcuya antrenör dayağı
Kırmızı kart sonrası küfredip hakeme saldırmak isteyen futbolcuyu, antrenörü tekme tokat döverek sahadan çıkardı. Objektiflere yansıyan o an söze gerek bırakmadı. İşte o an:
Malatya'da Süper Gençler Ligi maçında gördüğü kırmızı kart sonrası karara itiraz edip hakeme saldırmak isteyen futbolcuyu, tekme tokat döverek antrenörü sahadan çıkardı.
Deplasmanlı Süper Gençler Ligi ekiplerinden Malatyaspor ile Diyarbakır Kayapınar Belediyespor Orduzu Pınarbaşı Tesisleri'nde karşı karşıya geldi. Gökhan Aslangiray, Fatih Avcı ve Ömer Taş hakem üçlüsünün yönettiği maçın 80'inci dakikasında Kayapınar Belediyespor'dan Metin Çetik, rakibine yaptığı hareket sonrası kırmızı kart gördü. Karara itiraz eden futbolcu Metin Çeltik, küfredip hakeme saldırmak istedi. Bunun üzerine Kayapınar Belediyespor antrenörü Mahmut Işıktaş ve yardımcısı, sahaya girerek Metin Çetik'i tekme tokat döverek dışarı çıkardı.
Çetik, yedek kulübesindeki takım arkadaşları tarafından soyunma odasına götürülürken, karşılaşma Malatyaspor'un 2-1'lik üstünlüğüyle tamamlandı.
İŞTE FUTBOLCUYA ANTRENÖR DAYAĞININ KARELERİ
Vatan
****
SiYAHSANCAK FUTBOL TAKIMI
Küfrün oldugu bir yerde bereketin olmasi imkansizdir. Küfreden futbolcu eger tekme, tokatlarla antrönerler tarafindan sahadan uzaklastirilmasaydi, neler olacakti:
1. Malatya Spor küme düsecekti,
2. Bu macta Malatya Spor kaybetmis sayilacakti,
3. Malatya Spor a saha cezasi verilecekti
4. Malatya Spor Futbol Federasyonu tarafindan lagvedilecekti.
Antrenörlerin aninda müdahalesi ile bunlarin hepsi önlendi ve Malatya Spor sahadan galip olarak ayrildi.
Siyahsancak ile bunun ne ilgisi var denilecektir ?
10 larca insan okuyor, yazmiyor, cünkü yazmaktan korkuyor, cünkü KÜFÜR yemekten korkuyor.
10 larca insan siteye girmeyi bile istemiyor, cünkü KÜFÜR duymak istemiyorlar,
Acil müdahale etmesi Antrenörün pardon ADMIN´in sart...
Ben yazmaktan korkar oldum bu sitede...Yazdigimda KÜFÜR yiyecegimi adim gibi biliyorum, dayanamayip küfre küfürle(kibar küfürlerle) cevap verecegimi de biliyorum. Küfre, küfürle cevap vererek günaha da girmek istemiyorum.
Neden KÜFÜR ?
Bu site bazilari tarafindan arsiv olarak kullanilmaktadir. Bu kisiler kendi arsivleri arasina degisik görüs ve fikirlerin yazilmasini istememektedirler. Bu nedenledir ki, degisik fikir ve görüsleri, kendi yazilari arasinda gördüklerinde;
1. Admin´e baski yaparak sildirtmek,
2. Ayri fikir ve görüsleri burada yazanlarai Küfürle AFAROZ etmek,
3. Otomatik yazilarla , baskalari tarafindan gönderilen yazilari, bir ayetle gecistirmek,
4. Banlatarak siteden attirtmak istemektedirler.
Bu siteye bu kisilerin hayirlari yoktur. Eger arsivleri icin kendilerine site gerekli ise ki, gerekli, kendi sitelerini kursunlar.
Bu sitenin görüs ve fikirlerin sergilendigi, kisilerin biribirilerinin fikirlerine ve görüslerine -dislerini gicirdatarakta olsa- saygili olmasini isterim.
Bu arada bu adini ettigim grubun bu sitede silme yetkisinin tamamen ellerinden alinmasida dogru olacaktir.
Malatya Spor´un basina gelebilecek olanlar, Siyahsancak Spor icinde gecerlidir.
Moderatöre Bildir 85.178.143.61
sadrazam
siyahsancak
***
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 138
E-Posta Özel Mesaj (Offline)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #11 : Kasım 21, 2007, 09:13:37 ÖS »
her zaman sen haklısın MİM abicim...
Moderatöre Bildir Logged
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #10 : Kasım 13, 2007, 11:07:09 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Herseyden önce Küfürsüz bir cevap aldigim icin tesekkürler ABDULHAKEM kardesime...
Düsüncelerimin -genelde- kabul gördügünü gördügümden, bu hususta fazla birsey yazmaninda gereksizligini hissediyorum.
Alıntı
Defalarca dedim , ben , senin anladığın tarzda alim , hoca şeyh , öğretmen vs değilim .
Bunu duyduguma sevindim. Eger buna kendinizde inanir ve gerekeni yaparsaniz, kimseye birseyler ispat etmeniz gerekmediginden, pismeniz icin zamaniniz olacaktir.
Alıntı
Ben önce kendimi yetiştirip kurtarmaya çalışan
Eger bilgilerinizi, düsüncelere, düsüncelerinizi fikirlere dökemezseniz, pismis olmazsiniz. Pistikten sonrada bir sürec vardir ki, bu en sor sürectir. cok dogrularin, cok yanlislarin insan icerisinde biribirileri ile kapistiklari bir sürectir bu.
Bu sürectede pistikten sonra ÇOK DOGRU ce ÇOK YANLIS lar arasindan DOGRU yu secebildiginiz zaman, pismissiniz, yani USTA siniz demektir. Ustalik, alimlikte degildir...
Alim; elindeki bilgilerden yeni düsünceler, bu yeni düsüncelerdende yeni fikirler üreten kisidir.
Bu yol uzun bir yol ama meyveleride güzel bir yol...
Alıntı
daha sonrada ehlimi ve yakınlarıma bildiklerim ve inandığım doğruları aktarırım
.Yukarda belirttigim gibi dogrulari, yanlislari ayitrdetmek, o kadar kolay degildir. Yanlis DOGRU ve YANLIS lari DOGRU olarak aktarmakta VEBAL getirir size. Bu vebal, kendilerine DOGRU/YANLIS lar aktardiginiz insanlarin kul haklaridirlar.
Yani bununda hesabini verir insanlar ALLAH´´ a.
Yukardada belirttigim gibi insan pismaden ortaya pismis ekmek koyamaz. Pismek sart..Pismis ekmegi pismis diye sunabilmek icin. Bilgi sunmak, ürün sunmaktir. Eger ürün defolu ise, hesabini ALLAH sorar bize.
Alıntı
aktardiginiz Bu da her müslümanın yapması gerekenlerdir.
Her müslümana verilen vazife; DOGRU olmak, DOGRU ürün üretmek ve DOGRU ürün satmaktir pardon aktarmaktir.
Defolu ürün satma vazifesi kime verildi ki ?
Alıntı
Bu forumda hiç bir zaman hocayım alimim şeyhim gibi bir ibareyi ismimin önünde görmediğin halde
Eger bir insan inaniyorsa birseye, kendini o seyle kisisellestiriyor demektir.
Siz ucurtulmayi seviyorsunuz...kim istemez eteginin öpülmesini...?
Ama size yapilan en büyük kötülükte iste budur. Tabi farkedebiliyorsaniz...Bunun nedenlerini daha önce belirtmistim.Ünvan, Titel, insanlarin hitabi, hicbir görüntü önemli degildir. Önemli olan insanin kendisidir. Hesabida zaten insanin kendisi verecektir.
Benim neden kendi orig. ismim ve sifatimla arz-u endam etmedigimin nedenide budur.
Birisi bana hocam dediginde, sert teperim. Bu havalara ne sokulmayi ve nede girmeyi isterim. Kendimden zerre uzaklasmamaliyim. Tabiiki her yigidin ayri yogurt yiyisi vardir. Bu benden sadece bir resim cizimi idi...Bu arada kirilganliginizi da gördügümden, kirdiysam özür dilerim dedim. Aynisini tekrarliyorum burada.
Alıntı
sırf aşağılık kompleksin yüzünden dile getiriyorsun.
inan ki bu cümlenizi okuduktan sonra hüzünlendim ve asagidaki cümleyi yazmakta tereddüte düstüm, buna ragmen yaziyorum.
Hepimiz asagida degilmiyiz ki ? Hepimiz sevaplarimizla yükselip, hakkin karsisinda hesap verirken, gögsümüzü kabartmak istemiyomuyuz ki ?
Ama benim sizi asagilamak gibi bir hedefimin olmadigina inanmanizi isterim. Ben pozitifist bir insanim. Insanlari kazanmayi, kaybetmeye yeglerim. Helede sizin gibi bir BiRiKiMi kazanmak, bu insanliga verebilecegim en büyük hizmetlerden birisi olacaktir.
Satirlarimin arasina bazen özellerimdende bahsederim. Bu özellerimle kendimi kücültebilecegimi bildigim halde. Asagilik komplexi olan bir insan, bu gibi hatalari bilincli olarak yapar mi ?
Alıntı
Bundan krtulmanın yollarını başta söylediğim gibi bakarak iyileşmeye çalış.
insanogluyuz. her zaman bir baska halet-i ruhiyedeyiz. Seviniriz, güleriz...Bunlarin hepsi HAYAT tir. Bu hayati; sinavda basarili olabilecek bir sekilde yasamaya heva ve heves gösteriyoruz.
Ama bunu ofurdatarak, bundan psikolojik bir hastalik üretmekte, istege bagli bir itham olur herhalde ?
Alıntı
Çünkü herkese bu yolda ihtiyacımız vardır . Yeterki sahih kalb ve beyin taşısın.
Katiliyorum size.
Alıntı
İnşeallah yazımdan bir şeyler çıkarırsın (bari bu sefer) [/size]
Hicbir yazi bosuna yazilmamamalidir ve yazilmazda tarafimdan.
Ben verirken, alanlardanim...
Kul Hakki dengelemesi...bu olsa gerek degil mi ?
« Son Düzenleme: Kasım 13, 2007, 11:08:25 ÖS Gönderen: mim » Moderatöre Bildir 85.178.190.75
ABDULHAKEM
Yazar
Müdavim
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 509
E-Posta Özel Mesaj (Offline)
Terk-i Siyahsancak - ABDULHAKEM
« Yanıtla #9 : Kasım 13, 2007, 06:56:26 ÖS »
Alıntı sahibi: su_mi_sa_li
Alıntı
amacın ne kardeş senin???
Alıntı sahibi: mim üzerinde Kasım 13, 2007, 03:41:04 ÖS
Dost aci söyler....
Sadece buradaki degi tüm forumlardaki amacim:
Bilincli bir iman, bilincli bir müslüman toplumu olusturmak....
Aptal bir adamin cihadida cihattir ama aptalcadir...Tüm islam alemindeki cihadlar buna örnektir.
Cihad ile maksada ulasilacaksa, bilincli iman sarttir.
Bir israille veyahutta bir ABD ile sürdürülen neticesiz cihadlar, bilincsiz imandan dolayi daima hüsranla sonuclanmamismidir ?
***
Birlik, beraberlik sart....ama cehaletle saglanan birlik ve beraberlik, bosunadir...hatta ve hatta enerji kaybidir.
***
Adamin birine etrafi "hocam" deyince adam havalarda ucmaya baslamis...cahil oldugunu bildigi halde, bu hali ile etegini öptükleini gördügünde, kendi cahilligini bile unutmus.
Lütfen cahil insanlai ucurmayin.Eger sizler cahil insanlari alim yerine koyup, eteklerini öpmeseniz, belkide o insan alim olabilecektir. Siz bu yanlis desteklerle onun cahil kalmasina yardimci olarak, onada kötülük ediyorsunz.
Kendi acinizdan baktiginizda, cahilden ne akarki, ne icesiniz ?
Welhasilkelam. Birlik ve Beraberlik DOGRU durda, YANLIS tirda....
Eger bazlar abdulhakem´´ i yalniz biraksalardi, pismeye devam edecekti....belkide birgün o istedigi kivama gelecekti.
Burada kendisini kritize ettigim, kendisini kidiim icinde özür dilerim.
Dost aci söyler....
Evet dost acı söyler ama düşmanımız da devamlı acı söylermiş bunu öğrendik. Bir kerede ağzından müsbet bir yaklaşım görelim . Hastalıklı ruh halin ve kendini beğenmiş kibir dolu mizacın yüzünden herkese itici ve tiskinti veriyorsun . Sana yazmamama rağmen , senin aleyhine yazı yazmak istemememe rağmen beni bile defalarca tahrik edercesini her yazında bana saldırıp reyting yaparak pirim elde etmeye çalıştın .
Sana tavsiyem bir ruh doktoruna gitmendir . Çünkü pisikolojin ve ruh halinin yerinde olmadığını buradaki herkes farkına varmıştır.
Ruh halinin bozuk olmasının en büyük etkeni ise akidedeki sapıklığındır . İkisi bir bütün olarak düzelmediği sürece sen sağlıklı bir mümin olamayacaksındır ! Bu sana insani olarak uyarımdır .
Cihadın aptalcası olmaz , sadece cihad kıt beyinli sefihlere aptalca gelebilir. Bu da normaldir. Zaten başka bir şey de beklenmez.
Bazıları cihadı ile düşmanı yenmek olarak algılayabilir , eğer yenilmişsen o savaşta , cihad sevabı alınmayacağını veya aptalca kaybedildiğini sanabilirler. Uhud savaşının mağlubiyeti sonrasında medineli münafıklarda rasulullah hakkında böyle dememişlermiydi ?
Aynen böyle demişler , " aptalca işyaptı , çoluk çocuğun lafına kulak vererek Medine dışında savaşa çıktı ve aptalca yenildi! " haşa bu tür ifadelerden müslümanlar ve sahabeler beridirler. Çünkü onlar Kurana iman etmişlerdir :
Bakara 216- Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
AL-İ İMRAN 156- Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
AL-İ İMRAN 168- Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler. Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız".
*****
Diğer mevzuya gelirsek , arkadaşlar akıl insaf sahibi müslümanlardır . Burada kimin hakkı , hakikati konuşup kimin kendini zorla adam sınıfına sokmaya çalıştığını görmektedirler. Herkesi kendin gibi piyon zannetme huyundan vazgeç . Arkadaşlara iftira atıp boğazına kadar gömüldüğün günahlarına girme. Herkesin aklı ve kendi iradesi var , buradaki arkadaşları tayfa vs diyerek incitmekten vazgeç .
Kimi arkadaşı ilk defa görüyorum , sana destek vermeyince hemen tayfa yapıyorsun müslümanları ki senin karakterini ve ahlakını daha önceden tanımıştık.
Düş yakamdan , bir kerede adım geçmeden , ağlamadan yazı yaz .
Defalarca dedim , ben , senin anladığın tarzda alim , hoca şeyh , öğretmen vs değilim . Ben önce kendimi yetiştirip kurtarmaya çalışan daha sonrada ehlimi ve yakınlarıma bildiklerim ve inandığım doğruları aktarırım .Bu da her müslümanın yapması gerekenlerdir. Bu forumda hiç bir zaman hocayım alimim şeyhim gibi bir ibareyi ismimin önünde görmediğin halde sırf aşağılık kompleksin yüzünden dile getiriyorsun. Bundan krtulmanın yollarını başta söylediğim gibi bakarak iyileşmeye çalış. Çünkü herkese bu yolda ihtiyacımız vardır . Yeterki sahih kalb ve beyin taşısın.
İnşeallah yazımdan bir şeyler çıkarırsın (bari bu sefer) [/size]
« Son Düzenleme: Kasım 13, 2007, 08:20:06 ÖS Gönderen: ABDULHAKEM » Moderatöre Bildir Logged
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #8 : Kasım 13, 2007, 03:41:04 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Dost aci söyler....
Alıntı sahibi: mim üzerinde Kasım 13, 2007, 02:33:17 ÖS
Alıntı sahibi: su_mi_sa_li üzerinde Kasım 13, 2007, 01:44:48 ÖS
mim kardeş allah seni iyi etsin inş.bu konuyu açma sebebin neydi?
Bu forumu terketmek kararini almistim. Nedenlerini ortaya koyarak, gidecektim.
Gitme nedenlerimin ortadan kaldirilacagi ümidi verildiginden kararimi erteledim. Insallah tatmin olmussunuzdur ?
Alıntı
ve bana öyle veya böyle onun adına veya bunun adına orgutlenmeyen yada ortak fikre sahip olmayan insan toplulugu gösterir misin her hangi bir yerden?
Her fikir forumu; ufku acik bir fikir yapisini kabullenir. Yani fikirleri gelistirmek, forumculugun ön sartidir. Eger sabit bir fikriniz varsa, fikirler almayi istemezsiniz. Forum gerekmez bu sartlarda size.
Bir fikir etrafnda toplanmis gruplar bir site acabilirler ama bir forum acamazlar. Zira forumdaki fikirler o toplulugu ayirir, iclerine nifak sokar. Iyi ve DOGRU bir fikir dahi, bu DOGRU nun isine gelmedigi bir birlik icin bir NIFAK teskil eder.
Kisacasi forum demek, degisik görüsler, düsünceler, fikirler, dolayisi ilede savas demektir. Bunu hesaba katmayan forum acmaz. Bunu hesaba katmayan yazarlarda foruma katilmazlar.
Yani br forum; bir örgüt forumu olamaz. Eger "körler, sagirlar, birbirini agirlar" misali...biribirilerini -sadece- alkislayan insanlar birarada olacaklarsa, forum degil, bir teskilat sitesi kurarlar. Her grubun bir sitesi vrdir ama forumu yoktur. Forum bu gruplari bozar.
tabiiki insanlar fikirbrligine sahip olup, grup, teskilat, parti olusturabilirler. Bunun yeri ise forum olamaz.
Alıntı
varsayalım bi tayfalık mevzusu var bu sitede bana olmayanı göster lütfen?
varsaymaniza gerek yok...var. ismen isterseniz verebilirim.
Ben su ana kadar yaklasik 45000 makale yazdim. Hicbir zaman onun bunun beni desteklemesini istemedim ve istememde. Destek verenide terslerim. Kendini bilen, bilgili olduguna inanan hicbir bilgili insan, onun bunun gölgesinde yasamaz.
Diyorumya, kimisi kör, kimisi sagir ama neticede biribirilerini agirliyorlar.
Ben ve benim muhataplarim ne sagir, nede kör...Eger siz beni kritize etmyor, sadece alksliyorsaniz, sizi sevmem....
Alıntı
yahu sistemsiz adamsız birliksiz ne yürümüşki şimdiye kadar???
Altinin degerini sarraf anlar sadece. Eger bir adam alimlige soyunms ise, onu alim yapabilecek ancak bir alim olabilir. Cahillerin alim" dedikleri bir insan alim olamaz. Abdulhakem icin ben tespitimi ortaya koydum.
Bilgi sahibi ama ne fikir ve nede ilim sahibi...Ayakli kütüphane....
Bunun aksini ortaya koyamadiklarindandir ki, ilmi ve fikri bir kenara birakarak sürü halinde bana cephe alarak, küfür, tehdit ve bu forumun teknik aciklarini kullanarak beni bu forumdan kacirmaya ugrastilar.
Bu alandada bana gücleri yetmedi....
Ben tek basima hepsine yeterim bu sürünün ve bu sürünün cobaninin.
Burasi bir forumdur fikir paylasimi icin. Eger bir savastan bahsediliyorsa, burasi fikirlerin, stratejilerin belirlenmesi fonksiyonundaki bir MERKEZ dir.
Eger bir savas karari alinmissa,, birlik, beraberlik sarttir.
Alıntı
amacın ne kardeş senin???
Sadece buradaki degi tüm forumlardaki amacim:
Bilincli bir iman, bilincli bir müslüman toplumu olusturmak....
Aptal bir adamin cihadida cihattir ama aptalcadir...Tüm islam alemindeki cihadlar buna örnektir.
Cihad ile maksada ulasilacaksa, bilincli iman sarttir.
Bir israille veyahutta bir ABD ile sürdürülen neticesiz cihadlar, bilincsiz imandan dolayi daima hüsranla sonuclanmamismidir ?
***
Birlik, beraberlik sart....ama cehaletle saglanan birlik ve beraberlik, bosunadir...hatta ve hatta enerji kaybidir.
***
Adamin birine etrafi "hocam" deyince adam havalarda ucmaya baslamis...cahil oldugunu bildigi halde, bu hali ile etegini öptükleini gördügünde, kendi cahilligini bile unutmus.
Lütfen cahil insanlai ucurmayin.Eger sizler cahil insanlari alim yerine koyup, eteklerini öpmeseniz, belkide o insan alim olabilecektir. Siz bu yanlis desteklerle onun cahil kalmasina yardimci olarak, onada kötülük ediyorsunz.
Kendi acinizdan baktiginizda, cahilden ne akarki, ne icesiniz ?
Welhasilkelam. Birlik ve Beraberlik DOGRU durda, YANLIS tirda....
Eger bazlar abdulhakem´´ i yalniz biraksalardi, pismeye devam edecekti....belkide birgün o istedigi kivama gelecekti.
Burada kendisini kritize ettigim, kendisini kidiim icinde özür dilerim.
Dost aci söyler....
Moderatöre Bildir 85.178.190.75
su_mi_sa_li
siyahsancak
***
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 32
Özel Mesaj (Offline)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #7 : Kasım 13, 2007, 01:44:48 ÖS »
mim kardeş allah seni iyi etsin inş.bu konuyu açma sebebin neydi?ve bana öyle veya böyle onun adına veya bunun adına orgutlenmeyen yada ortak fikre sahip olmayan insan toplulugu gösterir misin her hangi bir yerden?
varsayalım bi tayfalık mevzusu var bu sitede bana olmayanı göster lütfen?yahu sistemsiz adamsız birliksiz ne yürümüşki şimdiye kadar???amacın ne kardeş senin???
Moderatöre Bildir Logged
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #6 : Kasım 12, 2007, 02:01:35 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Alıntı sahibi: Admin üzerinde Kasım 12, 2007, 09:42:11 ÖÖ
....
Farkindaysan bende kimsenin atilmasina taraftar degilim. Ayni seyleri bende cook yasadim.
Fakat bir yazarin, diger bir yazari veya yazarlari engellemesini engellemen sarttir.
Bu site abdulhakem ve tayfalari tarafindan teknik olarak komuta edilmektedir. Bunlarin neler olduklarinida bildirdim sana.
Admin Paneli Sifreni degistirsene bir....
Moderatöre Bildir 85.178.191.248
Admin
Administrator
O Bizden Biri
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 1047
E-Posta Özel Mesaj (Offline)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #5 : Kasım 12, 2007, 09:42:11 ÖÖ »
Daha açık nasıl konuşulur bilmiyorum.Bu kadar ithama bugune kadar gerek iş yoğunluyum gerek boşyere uzatmamak için sustum.Madem konuş diyorsunuz konuşayım.
abdulhakemin Üyelik Seviyesi: Yazar dır.
admin panelini ben ve bir kardeşim(filistininsesinden beri beni yalnız bırakmayan)den başkası giremez.bu kişi ne abdulhakem ne scaner nede onların grupları(sizin tabiriniz)ndan biri değildir.Sabah 9 gece 4 arası çalıştığım halde siteyi sürekli takip ettim.Abdulhakemi yıllardır tanırım.kendisi ve ben birçok forumdan atıldık.Hatta zamanın(6-7 sene evvel)en büyük islami forumunda admin olmama rağmen sırf insanlar özgürce yazamıyor diye yönetime rest çektik ve ordan da atıldık.yıllardır derdim neden hep biz atılalım.Madem öyle siteyi biz açalım istediğimiz gibi yazalım.Bana birileri bir şekilde şunu at bunu at o yazıyı sil bu yazıyı sil dediğinde benim cevabım hep bana bunları yapanlar gibi olmayacağım dedim.
Onlar gibi yapsaydım,onlardan farkım kalmazdı.
Velhasılı kelam.Bu sitenin sloganı "Özgürce Yazmak Bu Olsa Gerek"
Silinen mesajları global mod. arkadaşlar silmişlerdir.Bunu kaldırmadım çünkü siteye birileri küfür ettiğinde birilerinin olması gerekir.Ben silinen mesajları geri ekleyeceğim.
Koyun kendi bacağından asılsada kokusu çevresine siner.
Bu büyük okyanusta ben gemimi batırmam ama kemimden de kimseyi okyanusa atmam.
Moderatöre Bildir Logged
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #4 : Kasım 12, 2007, 01:08:49 ÖÖ »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Siyonist oyunlar bitmez...
Alıntı sahibi: Admin üzerinde Kasım 11, 2007, 11:35:28 ÖS
moderatörlük ve yazarlık arasında üye grubu olarak hiç bir fark yoktur . siz şuan hangi yetkilere sahipseniz kendi de aynı yetkilere sahip..
Bu sitenin admin panosuna abdulhakem grubunun girmekte oldugunu ve üye seceneklerini manipüle ettiklerini daha önce size belirtmistim. Yine bu sürünün girilen mesajlari aniden yani aninda silen bir mekanizmayi bu sitede kullandiklarini da belirtmistim. Yazi yaziyor, gönderiyorum, bakiyorum ki, bu yazi, o konuda yok....Yazi yaziyor, gönderiyorum. Bakiyorum ki, aninda asagida verdigim yazi ekleniyor.
Yeni mesajlari göster secenegini seciyorum, görüyorum ki, yeni gönderilen mesajlar gösterilmiyor. Bunu da size bildirmistim.
Bu siteyi hackleyen grup bu grup...Bunlara moderatörlük teslim etmek zannedersem kallesce yürüttükleri yukarda belirttigim oyunlari serbestce oynamalarina izin vermek yani gizli yürüttükleri oyunlari legalize etmektir.
Bir admin, sitesine hakim bir admindir. Sitenize ya hakim degilsiniz, veyahutta bu oyunun bir parcasisiniz.
Benim özel kutumdan bir maili bunlar sildi. Bu mailin bir kopyasida sükür ki, bende mevcut. Bu mesajda ittihadci bana ana-avrat küfretmisti. isterseniz size göndereyim.
Bu gibi YANLIS insanlari, bilgili dahi olsalar moderatörlükle görevlendirmeniz yanlistir.
Alıntı
Arka planda oynanan oyunlardan bunu bekliyordum zaten.
mim nicki ile girdigim her yazimin altina scanner nickinden derhal asagidaki yazi otomatik olarak atildi günlerden beri.
Bu bir fake dir. Bu hususu size iletmis, tedbir almanizi istemistim. Ama simdiye kadar bunun tedbirini almadiniz.
scanner nickli sahis ile abdulhakem, ittihadci ve bir adam daha... ayni topun kumaslari olup, grup olarak burada bir misyonu deccalca yürütmektedirler.
Maksatlari islam kültürünü "sapikliklar" adi altinda öldürmektir. Kisacasi islam kültür+ünün kökünü kazimaktir.
Bunlarin bu grup oyunu nice yazarlari biktirdi. Bir mod arkadas karar alip, bunlarin yikici yazilarini silme bölümüne tasidi. Bunun üzerine onu kutlayan bir yazi gönderdim yeni bir konu ile bu dahi konmadan silindi.
Burada yazilarina son vermek isteyen bir arkadasi (fecrislam) durdurdum, gitmesini önledim.
iste benim yazilarima gönderdikleri otomatik yazi:
"'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler." (KASAS/55)
Benim onlarca yazimin altinda bu yazi var...Bu bir otomatik olarak gönderilen yazidir. Fake dir.
Alıntı sahibi: mim
Ne yazik ki bu forum epey direndikten sonra TESLiM oldu.
Alıntı sahibi: admin
imalardan iki taraflı zanlardan fazlasıyla rahatsız olduğumuzu dile getirmiştik kişisel eylemler siteye mal edilemez. başkaları sizin varlığınızla bizi itham ettiklerinde de ve şuan sizin tavrınız da bizim nazarımızda yanlıştır.
iki cephe oluşturdunuz kaşılıklı birbiriniz hakında söyledikleriniz havada kaldı.ortada nebir kabul var ne bir inkar garip olan kabuledilecek ya da hayır ben öyle değilim şekinde inkar edilecek ithamlar değildi bunlar, tavırlarınızn sonuçsuz kalacağı aşikarken inat da bir murattır dediniz kendinize yaptınız ne yaptıysanız.
bilgilerinize: hitabın çoğul olmasından mütevelli tek muhatab mesajın sahibi değildir üzerinize alınmak ve pay çıkarmak gibi bir eğiliminizin olmadığını daha önce tecrübe etmiş olsak da ikili münakaşalarınızı değerlendirirken bizim üzerimizden hüküm verenler için yazmak durumunda kalıyoruz.
Hüküm vermekten cekinirim. Verdigim hükmü alarak, ortamin yeniden normallesmesini sagladim.
Fakat benim sundugum normallesme iyiniyetim; bu sinsi misyonerlerin yeni tedbirler almasini gerektirmisti. Yeni tedbirleri de:
Hack yolu ile manipüle ettikleri bu siteyi, serbestce hakimiyetleri altina almak idi.
Siyonist oyunlar bitmez...
Moderatöre Bildir 85.178.158.162
Admin
Administrator
O Bizden Biri
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 1047
E-Posta Özel Mesaj (Offline)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #3 : Kasım 11, 2007, 11:41:15 ÖS »
Alıntı sahibi: scaner üzerinde Kasım 11, 2007, 06:36:53 ÖS
Alıntı sahibi: mim üzerinde Kasım 11, 2007, 06:26:39 ÖS
Bugün tespit ettigime göre, ABDULHAKEM Moderatör olmus....
Arka planda oynanan oyunlardan bunu bekliyordum zaten.
Bir yazimda
"takke düstü, kel göründü" diyede bunu ima etmistim...
Ne yazik ki bu forum epey direndikten sonra TESLM oldu.
Burada bu yazimla bu sitede yazmaya son vermeden önce arkadaslarimi; siyonistlein biz müslümanlari icin kurdulari asagdaki tuzaklara düsmeme hususunda uyariyorum.
fikistin tuzagi,
k.irak tuzagi,
iran tuzagi
icimizdeki siyonistler bizleri bu tuzklara cekmek icin islami arac olarak kullanmaktadirlar.
DiKKAT......
"'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler." (KASAS/55)
alıntıladıklarımıza yokmuş gibi davranmak ... !?!
Moderatöre Bildir Logged
Admin
Administrator
O Bizden Biri
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 1047
E-Posta Özel Mesaj (Offline)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #2 : Kasım 11, 2007, 11:35:28 ÖS »
moderatörlük ve yazarlık arasında üye grubu olarak hiç bir fark yoktur . siz şuan hangi yetkilere sahipseniz kendi de aynı yetkilere sahip.
Alıntı
Arka planda oynanan oyunlardan bunu bekliyordum zaten.
Alıntı
Ne yazik ki bu forum epey direndikten sonra TESLM oldu.
imalardan iki taraflı zanlardan fazlasıyla rahatsız olduğumuzu dile getirmiştik kişisel eylemler siteye mal edilemez. başkaları sizin varlığınızla bizi itham ettiklerinde de ve şuan sizin tavrınız da bizim nazarımızda yanlıştır.
iki cephe oluşturdunuz kaşılıklı birbiriniz hakında söyledikleriniz havada kaldı.ortada nebir kabul var ne bir inkar garip olan kabuledilecek ya da hayır ben öyle değilim şekinde inkar edilecek ithamlar değildi bunlar, tavırlarınızn sonuçsuz kalacağı aşikarken inat da bir murattır dediniz kendinize yaptınız ne yaptıysanız.
bilgilerinize: hitabın çoğul olmasından mütevelli tek muhatab mesajın sahibi değildir üzerinize alınmak ve pay çıkarmak gibi bir eğiliminizin olmadığını daha önce tecrübe etmiş olsak da ikili münakaşalarınızı değerlendirirken bizim üzerimizden hüküm verenler için yazmak durumunda kalıyoruz.
Moderatöre Bildir Logged
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Ynt: Terk-i Siyahsancak
« Yanıtla #1 : Kasım 11, 2007, 06:42:56 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Bugün tespit ettigime göre, ABDULHAKEM Moderatör olmus....
Arka planda oynanan oyunlardan bunu bekliyordum zaten.
Bir yazimda
"takke düstü, kel göründü" diyede bunu ima etmistim...
Ne yazik ki bu forum epey direndikten sonra TESLM oldu.
Burada bu yazimla bu sitede yazmaya son vermeden önce arkadaslarimi; siyonistlein biz müslümanlari icin kurdulari asagdaki tuzaklara düsmeme hususunda uyariyorum.
fikistin tuzagi,
k.irak tuzagi,
iran tuzagi
icimizdeki siyonistler bizleri bu tuzklara cekmek icin islami arac olarak kullanmaktadirlar.
DiKKAT......
Moderatöre Bildir 85.178.134.196
mim
Yazar
siyahsancak
*****
Online Online
Mesaj Sayısı: 272
Koyunun olmadigi yerde keci Abdurahman Celebi dir.
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta Özel Mesaj (Online)
Terk-i Siyahsancak
« : Kasım 11, 2007, 06:26:39 ÖS »
Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil
Bugün tespit ettigime göre, ABDULHAKEM Moderatör olmus....
Arka planda oynanan oyunlardan bunu bekliyordum zaten.
Bir yazimda
"takke düstü, kel göründü" diyede bunu ima etmistim...
Ne yazik ki bu forum epey direndikten sonra TESLM oldu.
Burada bu yazimla bu sitede yazmaya son vermeden önce arkadaslarimi; siyonistlein biz müslümanlari icin kurdulari asagdaki tuzaklara düsmeme hususunda uyariyorum.
fikistin tuzagi,
k.irak tuzagi,
iran tuzagi
icimizdeki siyonistler bizleri bu tuzklara cekmek icin islami arac olarak kullanmaktadirlar.
DiKKAT......
Yazar:
mim
Tarih:
1.12.07
0
Makale
Eklentiler: siyahsancak