Fikir7 Manset Haberler

18 Ağustos, 2006

hata bulma

hatalilarin bulunmasi

15 Temmuz, 2006

YANLIS icinde DOGRU icinde YARDIM ???

YANLIS icinde DOGRU icinde YARDIM ???

yer+zaman+nesne denen 3 kavramin teker teker ve birarada yasadiklarini biliyorum. toplumun % 99.99 unun zaman kavraminin ne oldugunuda bilmedigine inaniyorum.

Her prozesin baslayip, bitmesi arasinda zaman denen faktörün en önemli bir faktör olduguna da inanirim.

Bir insani 2-3 defa uyaririm, kainata zarar vermemesi icin. Bu uyarilarimi almayan insanlarla diyaloga gecer, yürüdükleri yönde onlara destek veririm. Yani onlarin biran önce arzuladiklari hedefe varmalari icin onlara yardimci olurum. Hedefe vardiklarinda, ucurumun en üst tepesine varacaklarini daha önceden bildgimden, mümkün oldugu kadar en zirveye cikmalarini saglarim. Ama bu arada yine durmadan uyaririm onlari. Zirveye geldiginde o insanlar asagi inerim hemen seyreylerim yukardan düsüslerini.

Nefret, Kin, vs..midir bu bilemem ? Bildigim tek sey, gerek dogrusunu gereksede yanlisini sonuna kadar yardimlarinla desteklemenin zorunlu oldugudur. Yanlis desteklenir mi ? Evet ben desteklenir. Eger bu yanlislari desteklemezseniz, bu yanlislari, karsi taraf uzun süreler yapacak, yanlis oldugunu belki hic ögrenemeyecek, belkide gec ögrenecek ve dogruyu bulamayacaktir. Desteklerim ki, cok kisa süre icerisinde, yanlisin, yanlis oldugu ortaya cikabilsin, bir an önce DOGRU ile tanisma imkanini yakalanabilsin.

Aslinda bana zarar veren insanlara bakar dururum. Seyrederim onlari sadece. Kötülük yapmam. Onlarlada asla küsmem.

Birde bakarim ki, bana yapilanlarin cezalarini cenab-i allah ödetiyor onlara. Inanin dünyanin en güzel zevki seyretmek hakkin tecellisini...

Bana göre cennet, cehennem, sirat köprüsü, kal-u bela bu dünyada.

Ben bu dünyada uyariliyorum, hesaba cekiliyorum, cezalandiriliyorum. Bana birsey yapanlarda. Inanin hicbir kimseden bir alacagim yok. Zira bu dünyada ödediler ve ödüyorlar.

14 Temmuz, 2006

MiM´i anlatiyorlar

mim

Gönderen: 01-Temmuz-2006 Saat 17:16 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------

Aynadaki kendi resmimi anlatirmisiniz bana ?
Kendimi tanimak istiyorum.

__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 02-Temmuz-2006 Saat 15:15 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


Selamun Aleykum

ilginç ama güzel

forumlara başlayalı öyle çok fazla zaman olmadı. aslında içinde olduğum hayat öyle çok fazla insanlarla geçen bir hayat değil etrafım msülüman şahsiyetlerin oluşturduğu bir kitle değil. ben sürekli okuyor ve düşünüyorum ama acaba neler değişiyor diye kendimi pek sınıyamıyordum kısa bir süre lik bir anda kendimi forumlarda buldum pek konuşmam. özellikle amaçsız sende biraz kendimi görüyorum farklı düşünüyor farklı konuşabiliyrorsun her pencereye ( başlığa ) farklı yorumlar yapıştırıyorsun. Bir şey yazarken merkezi ben olmalı diyorum hep kendi devinimleri kendi kurgularımı kendimin gündemini yzıyorum forumun oluşutruğu gündemi değil. hem kendi gördüğüm yere kanalize etmeye çalışıyorum uzun uzun yazıyorum populerlik gibi bir maksadım yok. sadece düşünce paylaşımı güzel . sende de bunu görüyorum. bazebn yazılarını okurken yoruluyorum bazan atlıyorum. sonuçta kendime bakıyorum bende uzzun uzun yazıyorum insanların okumama olasılığını bildiğim halde. işte böyle biraz bana benzetiyorum

sanıyorum islamın aydınlığını küfrün karanlığından sonra görmüşsün ve buda sana lezzet vermiş ve o ışığa sevdalı tutkulu yaşıyorsun. Karanlıkla aydınlık bir olmaz. yine sanıyorum dini bir eğitimin yok aslında eğitimin içerisine hiç din yok. sen seçmiş ve kendini eğitmişsin. Özgür olarak düşüncelerinde tabulaşma yok. bağımsız olabilmeye çalışıyor. herşeyde hikmet arıyorsun. aslında şöyle söylüyorum müslümanın olması gereken durum hakkında

msülüman " ilmin üretildiği bir fabrika gibi olmalı" azıcık veriyi bile işleyip üretebilmeli

böyle olmaya çalışıyorsun. saıyorum

ben kısa zamanlı bir gözlemciyim. Verilerimde sadece yazıların Relax sözlerimde böyle belki gözlediğim herşeyi net olarak anlatamamış olabilirim

Selamun aleykum


__________________


mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 02-Temmuz-2006 Saat 18:41 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------

Tevhid Genç Yazdı:
sanıyorum islamın aydınlığını küfrün karanlığından sonra görmüşsün ve buda sana lezzet vermiş ve o ışığa sevdalı tutkulu yaşıyorsun. Karanlıkla aydınlık bir olmaz.



islamın aydınlığını, küfrün karanlığından sonra ve karartilmis islami mumla aydinlattiktan sonra buldum.

Alıntı:
yine sanıyorum dini bir eğitimin yok aslında eğitimin içerisine hiç din yok.

Maalesef temelimdeki dini egitim cok ama quantitatif, qualitatif degil. Yani gereksiz bilgileri, islam diye yedirmislerdi bana. Ben bunlari tamamen attim ve yeniden basladim herseyi kavramaya yillar önce.

tesekkürler


________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 10-Temmuz-2006 Saat 13:55 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------

mim Yazdı:
Kur´ani anlamayan adamlardan, ne medet gelir sizlere ?

Bende Ahmet Hulusinin görüslerine bir göz attim infak hususunda. Yine tespit ettim ki, bu alim müsveddelerini kur´ani bile anlamiyorlar. (Bak:Zekat konusu)

Her zaman belirttigim gibi indirin raflardan bu adamlari ve bir tek bir kitap koyun rafiniza. O da kur´an olsun.

senin bu yaklaşımın benim tuhafıma gidiyor. Sonuçta her mülüman kuranı okur anlamaya çalışır anladığı kadarıyla anlatır. ben şahsen insanların ( geçmişten şimdiye kadar ) ürettiği bu bilgileri silmeyi tasvif etmiyorum tabi şunuda yapmıyorum. bu insanların söylediklerini AYET gibi saymıyorum. zamanım oldukça görüşlerine bakıyorum. düşündüklerini farklılıklarını gözlemliyorum. ve bunu yaparken de hep öğreniyorum. Rasulun hadislerini incelerken onun hadisleirni kurandan hangi ayetlere dayandırdığını düşünce sisteminin nasıl çalıştığını inceliyorum. kuranla çalışan kafaların ürettikleri benim için değerli!!!!!

şimdi senin bu konudaki tutumun biraz farklı. bir savaş açmışsın kendince orta da olanları tüketiyorsun. saldırıyorsun. bu da düşündüğün ÖZGÜR AKIL mantığına eksi bir izlenim yaratıyor. çözüm üretmek yerine veya anlaşılabilirlik yerine bir nevi savaş halindesin. karşıt düşüncelerle savaş halindesin. diğer taraftan dünyanın sadece akılla ürettiğini ( bilimselliği ) de düşüncelerinde sezebiliyorum. Yani islamın ( müslüman coğrafyaların üretiiği ) alimlerin düşüncelerinde ki inceliği bir kenara atarken bilimin ürettiklerine değer veriyorsun.!!! düşmanın ne? Amacın ne? hakikatse doğru olanları alıp yanlış olanları budamalısın. ama bunuda bir savaşçı gibi değil bir üretici gibi yapmalısın. sonuçta islama ve insanlığa hizmet amaç değilmi?? "en güzel şekilde onlarla mücedele et" " onlara yumuşak davranmasaydın onlar senin etrafıdan kaçıp giderlerdi" " güzel bir ayrılış tarzıyla cahiliyeden kopup ayrıl" ........

bilmem birazcık olsun anlatabilmişmiyim??



__________________


mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 10-Temmuz-2006 Saat 15:19 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


ÖPÜLDÜN

Tevhid Genç Yazdı:
senin bu yaklaşımın benim tuhafıma gidiyor.

Haklisiniz. Yavas yavas hirslaniyor, agrasiflesiyorum. Ben kur´an üzerine konusmaya kalktigimda daima araya baska kitaplar sokuluyor. Hakikate gidecek yol, cok kisa iken, bitmek bilmeyen bir uzunluga bürünüyor. Aslinda cok sabirli bir insanim ama yülümü aktarip, yükten kurtulmak istiyorum ARTIK !!!!

Benim ömrüm yetmez, düsünmeden yazmaktan baska birsey bilmeyen bu zat-i alimlere cevap vermeye. 1400 yildir yazmislar..yazmislar...Kur´an-i kerimin hikmetlerinden, kendi hayallerinden bol bol anlatmislar...Bu yazilanlarin hicbiri kur´an i anlatmaya yönelik olmayip, hikayelerdirler...masallardirlar.

Haklarini inkar etmiyorum, islami bozamadan buraya kadar getirmisler ve bunun icinde allah kendilerinden razi olsun.

Ama öyle bir doruk noktasina getirmislerki kendi düsüncelerini; kur´an in manasindan saptirtmalar, allaha sirk kosmalar, eserlerini ve kendi kendilerini ilahlastirmalar cok mu cok.

Öyle bir vahim noktaya getirilmiski kur´an ve islam; hristiyanliktaki reform nedenleri, islamiyette var olur duruma gelmistir.

islamiyette reform isteyenlerin sayisinin hicte az olmadigi bir toplumda, reformizasyona götürecek sebepleri ve bunlarin müsebbiblerini desifre etmenin sart oldugunu görüyorum.

Gelde kibar kal.....

Tevhid Genç Yazdı:
Sonuçta her mülüman kuranı okur anlamaya çalışır anladığı kadarıyla anlatır. ben şahsen insanların ( geçmişten şimdiye kadar ) ürettiği bu bilgileri silmeyi tasvif etmiyorum.

Bende silip-atma taraftari degilim fakat her kulun kendisi haddini bilecek ve eserinide ilahlastirmaktan vazgececek. Bu eserler masal kitaplari olarak faydalidirlar. Ama masal....

Tevhid Genç Yazdı:
tabi şunuda yapmıyorum. bu insanların söylediklerini AYET gibi saymıyorum. zamanım oldukça görüşlerine bakıyorum. düşündüklerini farklılıklarını gözlemliyorum. ve bunu yaparken de hep öğreniyorum. Rasulun hadislerini incelerken onun hadisleirni kurandan hangi ayetlere dayandırdığını düşünce sisteminin nasıl çalıştığını inceliyorum. kuranla çalışan kafaların ürettikleri benim için değerli!!!!!

Kitaplik olarak, düsünce malzemesi olarak kullanmakta bir zarar yoktur. Ama bunlari ciddiye almamak kaydi ile.

Fakat ben bunlarla öldürdügüm zamanimi geri istiyorum bu adamlardan.

Tevhid Genç Yazdı:
şimdi senin bu konudaki tutumun biraz farklı. bir savaş açmışsın kendince orta da olanları tüketiyorsun. saldırıyorsun.


Dogru. Hataliyim bu hususta.

[QUOTE]bu da düşündüğün ÖZGÜR AKIL mantığına eksi bir izlenim yaratıyor. çözüm üretmek yerine veya anlaşılabilirlik yerine bir nevi savaş halindesin. karşıt düşüncelerle savaş halindesin. [/QUOTE]
Provokasyonlara getirildigimi, istemeden savasa sokuldugumu farkediyorum. Tesekkürler uyarin icin.

Tevhid_Genc Yazdı:
diğer taraftan dünyanın sadece akılla ürettiğini ( bilimselliği ) de düşüncelerinde sezebiliyorum. Yani islamın ( müslüman coğrafyaların üretiiği ) alimlerin düşüncelerinde ki inceliği bir kenara atarken bilimin ürettiklerine değer veriyorsun.!!!

Dogru. islam cografyasinin ürettikleri incelikler; bugünün masallari degilmidirler ? Masallarin mutlak hakikat olarak algilattirtilmalari saglanmamismidir ?

Tevhid Genç Yazdı:
düşmanın ne?

Aslinda düsmanim yok. Cehalete karsiyim. Cehaletle bosyere ugrasmaktan, bunun icin zaman harcamaktan biktim. Süreyi kisaltmaya calistikca, sertlesiyorum, yalinlasiyorum..Güzellikleri unutuyorum. iste o zaman savastigim zannediliyor.

Tevhid Genç Yazdı:
Amacın ne?

Emanetcinin emanetlerini bir an önce sahiplerine teslim etmek. Ama bu emanetler nedirler ? Ne amaca hizmet etmektedirler ? Ayri bir soru tabi.....

Mutfagi temizlemenin sart oldugunu görüyorum. Ancak cöplerden temizlenmis bir mutfakta herseyi anlasilabilir.

Tevhid Genç Yazdı:
hakikatse doğru olanları alıp yanlış olanları budamalısın.

Cöplerin iyisini, kötüsünü ayirdederek, bazi cöpleri degerlendirmek mümkündür. Fakat bunun icin yapilan yatirimlari degmez kurtaracaklariniz. Yani bu is rantabl degildir. O halde diger bir cözüm kaliyor. Cöpleri ayiklattirtir, bodrumda arsivlersiniz. Yikip atmak taraftari degilim.

Bir sandik domatesin herbirini teker teker yoklamak rantabli degildir. tesadüf denemeleri ilede sandiklardaki domateslerin saglamliklari kontrol edilebilir.

Veyahutta Alman maliyesinin yaptigi gibi koskoca dosyaya tesadüfi dalislar yaparsiniz 3 kere ve 1 cürük belge buldugunuzda, "o dosya cürüktür dersiniz". Yoksa kimin ömrü yeter 1400 yillik birikimleri teker teker yoklamaya ?

Hem gerekte yok bunlardan inciler cikartmaya.

Tevhid Genç Yazdı:
ama bunuda bir savaşçı gibi değil bir üretici gibi yapmalısın. sonuçta islama ve insanlığa hizmet amaç değilmi?? "en güzel şekilde onlarla mücedele et" " onlara yumuşak davranmasaydın onlar senin etrafıdan kaçıp giderlerdi" " güzel bir ayrılış tarzıyla cahiliyeden kopup ayrıl" ........


Haklisin vitesi ilk önce nötr e alacagim, düsünecegim ve yeniden vites atacagim. Ama cahiliyeden kopmak mümkün degil ki. Nerede akillilar yani cahil olmayanlar ?

Tevhid Genç Yazdı:
bilmem birazcık olsun anlatabilmişmiyim??


illada öpmelimiyim seni yanaklarindan ? Bu defa öpücük yok. Hem kaldir kaldir yere vur. Ondan sonrada öpücük :)

Dolmusa bindirdiler beni degil mi ?

Öpüldün...



__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 10-Temmuz-2006 Saat 18:16 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


öğütalıp düşünmek gerçekten çok güzel. yine benim bir sözümü aktarim

"oğlundan öğüt alabilen baba gerçekten büyük bir iş başarmıştır" bunu farkettirecek tabiki.

mim abi bilgilerinin sahibi olmak gerçekten güzel aksi bir tutum olsa yani bilgilerin senin sahibin olsa o zaman çok farklı bir durumun olacak ve körü körüne onları savunacaktın. ama insanın durup bir kendini izlemesi varya bunu mü'min yapabilmeli aksi takdirde gerçekten mü'min hayatının öznesi değil nesnesi olacaktır. özeleştiri Ademi bir tavırdır. kişi yanlışını bilip görüp düzeltmeye çalıştıkça kendi hayatına hükmediyor demektir. Ayrıca Gaza gelme abi. sakin ol. bir noksanını görüp söyleye bildimse ne mutlu bana. Ama asıl benim noksanını görmem önemli değildi senin noksanını görmen önemliydi tavrın çok güzel Rabbim SAna razı olacağı bir hayatı nasip etsin ve SÖZÜN gücünü Aklının ve kalbinin eline versin.

Selamun Aleykum



__________________
"Bir gün bu topraklarda Allaha Kul ve Cennetin yemyeşil bozkırlarında koşacak nesiller inşaa edeceğiz" Biiznillah
Yukarı Dön

mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 10-Temmuz-2006 Saat 22:08 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


saldirganlik, savas, tahammülsüzlük, saygisizlik, nakibarlik gibi özelliklerimle kendimi genele kötü, az miktar insana karsi iyi kabullendiririm. Yine bilirim ki, cogunluklara yani genele yanasmam, genelle kendimi birliklestirmem sarttir, hedefime varmak icin.

Bunlari bildigim halde, birseylerde yapamamaktayim.

Sebebi de bilmekteyim ama sebebi ortadan kaldiramamaktayim.

Bendeki problemin asli sudur:

Eger siz belirli yerlere gelmis, bu yerlerde yerlesmisseniz, asagilara inemezsiniz. Eger bu yerler; bilginin, sayginligin, servetin, kazancin, aklin, arastirmalarin, buluslarin, düsüncelerin, seviyelerin en zirvesi iseler.

2x2 = 4 ü anlamayan bir topluma, trigonimetri ögretmeye benzer bu. Helede 2 nin X (carpma) nin ne oldugunu bile bilmiyorlarsa, hele hele birileri sizden önce bu insanlara kendilerini ögretmen, alim diye yedirip, "2; 2 dir. Buna böyle inanacaksin" demis iseler ve kendilerini ilahlastirmislarsa.

Kabul ettim sifirdan baslamayi. Fakat durmadanda bastan baslanilmaz canim ?

Iste kizginlik, sabirsizli buradan kaynaklaniyor.

Caresinide bulamadim. Cözümün nedir ?



Düzenleyen mim 10-Temmuz-2006 Saat 23:33

__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 10-Temmuz-2006 Saat 23:56 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


MiM abi

sanıyorum fark ettiğin şeyleri insanlarında fark etmesini istiyorsun. Ama bu senin isteğinle olacak bir şey değil ki?

Nuh un karısı ve oğlu iman etmedi

Lut un karısı iman etmedi

RAsulun amcalrı inkarcılar

daha niceleri. "şimdi onlar iman etmediler diye sen neredeyse kendini parçalayacaksın öylemi?" her kesin bir kapasitesi muhakkak vardır. üretmek herkesin işi değildir. bazıları sadece yaşarlar. Merhametli olmak lazım. ha bunları söylüyorum bana bakarsan senin tavırların bendede var. senelerimi sözlerimi zamanımı harcayıp anlatıyorumn sonunda farklı bir tavır görünce tüylerim diken diken oluyor. sinirleniyorum.....

Bir zamanlar kuranda fravn un sembolunu ve mantığını düşünürken şöyle bir şeyi fark ettim. İNSANLARIN SENİN İSTEDİĞİN GİBİ OLMAYA ZORLAMAK FRAVUNLUK tur. yani herkesin senin düşündüğün gibi olması olanaksız. her insan farklıdır ve farklı anlarlar. ümmetin hilafeti bu yüzden berekttir. zaten ben bu bağlamda TEBLİĞİN bireysel olarak yapılması taraftarıyım. topluluğa tebliğ yapılmaz ama fıkıh dersi verilebilir......

Yunus peygamber gibi yapıyorsun kavmini terkedip kaçma. diren ve sabret birde HADİ olan Allah değilmi O dilediğini tutup doğru yola iletecektir. Sen sadece BULUNDUĞUN NOKTADA ALLAHA GORE TAVIR SERGILE gerisini O na bırak.

Bir topluluk kendinde olanı değiştirmediği sürece Allah o toplulukta olanı değiştirmez.

ayeti gereği sen üzerine düşeni yap. işte sana kurandan güzel bir öğüt!!!!!

ALA SÜRESİ/8- Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız.9- Şu halde, eğer 'öğüt ve hatırlatma' bir yarar sağlayacaksa, 'öğüt verip hatırlat.'10- Allah'tan ‘İçi titreyerek korkan’ öğüt alır-düşünür.11- 'Mutsuz-bedbaht' olan ondan kaçınır.

Rabbim yolunu açık etsin umarım düşündüklerini düşündüğün gibi insanlara anlatabilirsin. sadece biraz sabr ve daha merhemetli davran

Selamun Aleykum



__________________


mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 02:25 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


CÖZÜMSÜZLÜK !!!

yillarca professörlük ile ömrünü bilimle, bilim adamlariyla gecirdigini kabul et. Bir bulusun var. Bu bulusunu kabul ettirtmek istiyorsun insanlara. Nasil inmek mümkündür o zirvelerde, o kadar asagilara ? Benim sorunum burada.

docentler, asistanlar, tutorlar gerek bana degil mi ?

yoksa bu kadar asagilara inmem, halkla kaynasip, onlara herseyi yeniden ögretmem mümkün degil.

Bir mimar ne anlar sivaciliktan ? eline malayi versen, yüzüne gözüne bulastirir harci. Patent Dairesine gidip, kaydetmek kadar kolay degil bu bulusu. 1400 yillik kütüphanesi, binlerce alimi ve milyarlarca üyesini karsima almisim bu islam aleminin.

isim zor....

ben inanirimki, cözümü olmayan problem yoktur.

yokmu bu kulunun probleminin cözümü ey ahali ?


__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye

Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 09:24 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


Geçenlerde nikahımı yaptığımı söylemiştim ya. Nikah içerisinde okuduğum metni öyle ince ince yazdım ki bilmezsin. Ben defalarca okudum düzelttim yanlışları tesbit ettim. konunun başka yönlere kaydığını zannetiğim noktaları tekrar konuya çevirdim. içerisinde bulunudğum aile fertlerinin yaşayışlarına atıf yaparak asl olması gerekeni yazdım ve bunu çok dikkat ederek bir çini ustasının nezaketi ve inceliği ile yaptım. Ama sonuçta benim saatlerce süren uğraşım 15 dk içerisinde iki dudak arasından iki kulak kepçesine kadar gitti. Benim yazarken özendeğim gibi dinlenirkende özenilmedi.

İşte böyle bir sorun sanıyorum. Rasullerde aynı telaşın içerisinde değilmiydiler. Anlaşılmamak anlatanın karışıklığından değil anlayanın derdine göre değişir. İşte dinimizde ki "varlık sancısı" kavramı böyle bir şey. insan var oluşunun derdini çekiyorsa. bırak felanca seyh i tarkanın oynama şıkıdım sıkıdım şarkısından bile öğüt alıp düşünür.

böyle sanıyorum. Yazmayı bu yüzden seviyorum. Ben anlatabileceklerimi tüm aklımı kullanarak en güzel en hassas bir şekilde yazıyorum. karşımdaki bunu bir kerede anlamasada belki bir kaç kerede anlayacaktır. Onun bir kaç kere okumasıda Onun derdinin sonucudur.

selamun Aleykum



__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 09:31 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------

mim Yazdı:


docentler, asistanlar, tutorlar gerek bana degil mi ?

yoksa bu kadar asagilara inmem, halkla kaynasip, onlara herseyi yeniden ögretmem mümkün degil.

Bir mimar ne anlar sivaciliktan ? eline malayi versen, yüzüne gözüne bulastirir harci. Patent Dairesine gidip, kaydetmek kadar kolay degil bu bulusu. 1400 yillik kütüphanesi, binlerce alimi ve milyarlarca üyesini karsima almisim bu islam aleminin.

isim zor....


Prof san cahili eğitebilme kapasitesine sahip olmalısın. "Bilenle bilmeyen bir olmaz" diye bir imzan var. Asistanlarına, doctorlara farklı, sokakta gezen adama farklı anlatabilme kabiliyetin olmalı. Herkesi doctor gibi alırsan insanlara zulm edersin. Amaç insan yetiştirmekse o zaman her insana hitab edebilmelisin öyle değil mi? Bence bilmek böyle bir şey. rasulun sahabeyi eğitişindeki method müthiş.

Hz Fatıma ve Hz Ali rasulden savaş esirlerinden bir tane onlarada vermesini istiyorlar. Rasul sizlere köle olarak verecek esirim yok size daha iyisini söyleyeyimmi ? evet diyorlar. Şimdi tesbihat olan Subhanallah, elhamdulillah, allahu ekber şeklinde bir öğreti veriyor.

Öte yandan mescidte yere tüküren bedevi insanları eğitmek için cübbesini önünü açıp içine tükürüyor. Hatta buhari bununla ilgili Bir başlık atmış.

çok ilginç değilmi? işte eğitimci. Eğer biliyorsa formulleri insanlara göre kendi üretmeli. Zannımca

Selamun Aleykum


__________________


mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 11:22 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


Tevhid Genç Yazdı:
Prof san cahili eğitebilme kapasitesine sahip olmalısın. "Bilenle bilmeyen bir olmaz" diye bir imzan var.

Bu kaabiliyet bende var. Farkindaysan bu kaabiliyetimide sergiliyorum buradada. Herseyden önce ben bir bilim adamiyim, egitmen degilim. Eserimi ortaya koyar, kanitlar, tescillettirtir. Noktalarim. Yeni hedeflere giderim ondan sonrada. Yine ayni prozesi tekrarlarim. Yerimde saymam, durmam, duramam. Daima daha ileriye giderim.

Ayni seyleri kizdir-ye anlatmak bana göre degil. Bunu 2 yildan beri yapiyorum. Bu arada:

Türk Tarihinin yalanlarla dolu oldugunu, dogrularin neler olduklarini,

M. Kemal ile Atatürk´ün ayni kisi olmadigini,

Cinsel dengenin bozuldugunu, bu dengenin nasil korunabilecegini,

Hicbir müslümanin (istisnalar kaideyi bozmaz) kur´an-ehli olmadigini,

Hristiyanlikta yapilmis reformlar gibi islaminda reformize edilmesine ramak kaldigini,

Forum yönetim tekniklerini, vs....

ögrettim insanlara.

Bu alanda Türkiye´nin her yerinde yetistirdigim talebelerim var. Benden cemaat olusturmam isteniliyor. Ben ise birde bu isle ugrasmak istemiyorum. Benim isim ilim adamligi.

Kisacasi bir rüzgar gibi gelip, gececegim ama ben BEN kalacagim. Egitmenlik, cemaatcilik bana göre degil. Epey insani tetikledim ve tetiklemeyede devam edecegim. Isterim ki, tetikledigim insanlar ellerine verdigim bayraklarla benim ortaya koydugum misyonu devam ettirsinler.

Mülayim olmak, sabirli olmak, savasmamakta bana göre degil. Ben savasi severim.

Cahile, cahil demek gerekiyorsa, derim. O kadar pisirik, cahil, pasif insanlar varki bu dünyada, tokatlamakta sevaptir bunlari, ayaga kalkip, yasamaya baslamalari icin.

Düsündüm yapmacikta olsa kibarlasmak istemiyorum. deliye deli, veliye veli demek sart.



Düzenleyen mim - 11-Temmuz-2006 Saat 17:07

__________________


Tevhid Genç
Kydemli Üye



Kayıt Tarihi: 03-Mart-2006
Ülke: Turkey
Gönderilenler: 116
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 11:45 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------


Öncelikle yazılarım bir eleştiri mahiyetinde değil bilmeni isterim. kelimeleri bazen dilediğim gibi kullanamıyorum. aklımda oluşturduğum anlatım için seçitğim kelimeler sert yada farklı uslublar içeriyır olabilir. Yanlışlarımdan dolayı affına sığınırım. Bende bir insanım!!!

ben senin taleben değilim ve bu yüzden senin sözlerini dilediğim gibi değerlendirebiliyorum. Yani senin eğitim tarzından geçmediğim için seni sadece konuşmalarınla değerlendiriyorum. Ha bu arada ister prof ol. ister doctor, ister çağın müceddidi ol şu an bu etiketinin varlığı olmadığı için senin psikolojik baskın altında değilim. Yani sen benim için felanca hoca veya felanca alim değilsin!!! buda iki müslüman kardeş gibi ast üst ilişkisi olmaksızın muhabbet etmemize olanak sağlıyor. Genelde müslümanlar ilimleri ileri byutta olan insanlara söz söylemekten çekinirler. çünkü sonucunda ihtilaf olursa ilmi az olan ( yada öyle gözüken ) tekfir edilir. Buda bir pskolojik etkidir. YANLIŞ tabiki

Selamun Aleykum



__________________


mim
Süper Üye



Kayıt Tarihi: 03-Ocak-2005
Ülke: Angola
Gönderilenler: 1088
Gönderen: 11-Temmuz-2006 Saat 17:28 Kayıtlı IP

--------------------------------------------------------------------------------

Tevhid Genç Yazdı:
Öncelikle yazılarım bir eleştiri mahiyetinde değil bilmeni isterim.



Ben elestirileri severim.

Alıntı:
anlatım için seçitğim kelimeler sert yada farklı uslublar içeriyır olabilir. Yanlışlarımdan dolayı affına sığınırım. Bende bir insanım!!!




Hersey normal gidiyor.

Alıntı:
ben senin taleben değilim ve bu yüzden senin sözlerini dilediğim gibi değerlendirebiliyorum.




Bunu, kendilerini benim talebem olarak belirtenlerdende bekledigimi onlar biliyorlar. Degerlendirmekte herkes hür olmalidir. Ancak o zaman elestiriler, samimidirler.

Alıntı:
Ha bu arada ister prof ol. ister doctor, ister çağın müceddidi ol şu an bu etiketinin varlığı olmadığı için senin psikolojik baskın altında değilim. Yani sen benim için felanca hoca veya felanca alim değilsin!!!




Etiken = MiM, MiM ise bir takma lakab gibi. Yani bende bir mechul BEN,,,,,Bu BEN´in altinda, kisisel BEN´lik yok. Kisacasi BEN ayri, MiM ayri.....Bana kisisel faydasinida, zararinida istemiyorum MiM´in. insanlara ve sizede -aslinda- kisisel yanasmam ve bunu da istemem zaten. Sizinlede ayni. Zannedersem benim yukardaki setzenislerimi üzerinize aldiniz. Böyle bir maksadim yoktur.

Alıntı:
iki müslüman kardeş gibi ast üst ilişkisi olmaksızın muhabbet etmemize olanak sağlıyor.


Asil maksadda bu olmalidir.

Alıntı:
Genelde müslümanlar ilimleri ileri boyutta olan insanlara söz söylemekten çekinirler. çünkü sonucunda ihtilaf olursa ilmi az olan ( yada öyle gözüken ) tekfir edilir. Buda bir pskolojik etkidir.




ilim sahibinin stratejisine bagli olan bir haldir bu. Bazen döverek, bazen severek karsinizdakine birseyler verirsiniz. Pedagogi diyorlar buna. Ama sizinle böyle birseyler söz konusu degildir...Hersey gayet normal yürüyor.

Selamun Aleykum

05 Haziran, 2006

DARBE ve BÜYÜKANIT ???

Alinti:

kımdır bu genareller ne kadar tanıyoruz

--------------------------------------------------------------------------------

Amerika'nın İcazeti İçin Kendini Kullandıran Paşa !
2005-12-19 Ulusalcı Sahte Atatürk


Büyükanıt, ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın resmi davetlisi olarak ABD’ye gitti. Büyükanıt’ın Amerika’ya gitmesinin hemen ardından, CIA ve FBI başkanları kamuoyunun önceden haberi olmadığı ve beklemediği şekilde Türkiye’ye gelerek resmi görüşmeler yaptılar.

CIA ve FBI başkanlarının Kuzey Irak’la ve terör örgütleriyle ilgili olarak pazarlık yapmak üzere, Büyükanıt’ın Amerika’da bulunduğu esnada Türkiye’ye gelmeyi tercih etmeleri, American Enterperise Institute’un Ortadoğu Masası uzmanı Micheal Rubin’in Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni yıpratan açıklamalar yapması ve ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın ‘ABD’nin 30 Ağustos İcazeti’ anlamına gelen Liyakat Nişanı’nı Büyükanıt’a takması Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin sıkıntıya girmesine sebep oldu.

Büyükanıt’ın ulusalcı cephenin liderliğini yürüttüğünü, 30 Ağustos öncesi ve sonrası için anti-demokratik girişimlerinin olduğunu, ülkede yapılan provokasyonlarda etkin rol oynadığını ve Türkiye’nin demokratik kurumlarıyla ters düştüğünü bilen ABD, bu paşanın Amerika ziyaretini kendi emperyalist menfaatleri açısından çok iyi değerlendirdi ve etkili bir koz olarak kullandı.

Büyükanıt’ın Amerika ziyareti aslında çok önceden takvime bağlanmıştı. Türkiye içindeki kuvvetler dengesini bilen ve bunu emperyalist politikaları için çok iyi kullanan ABD, yakından tanıdığı ve dikta hevesini bildiği Büyükanıt’ın ABD ziyareti sırasında gerçekleştireceği diplomatik pazarlık hazırlıkları önceden yaptı.

İlk olarak Büyükanıt’ın, konuşma yapmak üzere Washington'da bulunan, şahin neoconlara ve İsrail yönetimine yakın düşünce kuruluşu American Enterprise Institute'yü (AEI) tercih etmesi sağlandı. Bu enstitünün ve bu enstitünün Ortadoğu Masası uzmanı Micheal Rubin’in, Başkan Bush’a yakın olduğu ve ‘Türkiye demokrasisinin ordunun eliyle kontrol edilmesi’ tezini savunduğu kamuoyu tarafından biliniyor.

2005 yılı boyunca müteaddit defalar Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı hedef alan açıklamalar yapan Pentagon’un eski uzmanlarından Micheal Rubin, tam da Büyükanıt’ı ağırladığı sırada 12 Aralık Pazartesi günü National Review dergisinde yayınladığı son yazıda, benzer açıklamaları daha sert bir üslupla tekrar etti. Yazının malzemelerinin, Türkiye’yi ve Türk Hükümeti’ni sıkıştırmak için önceden hazırlandığı belli oluyordu. Yazısında, Türkiye’nin ‘hasta adam olduğunu’ ve ABD ile ilişkilerinin düzelemeyeceğini ilan etti. ABD’nin stratejik ortaklık için, güven kaybeden Türkiye’nin yerine, Romanya ve Gürcistan’a yöneleceği tehdidinde bulundu. Açıklamalarının devamında, Tayyip Erdoğan’a, yeşil sermaye üzerine oturduğu, döneminde Türkiye-ABD ilişkilerini bozduğu, hukuku ve laikliği hiçe saydığı, diktatörleştiği, kadrolaştığı, AB konusunda samimiyetsiz olduğu, başörtüsü ve içki yasağı üzerinden siyaset yaptığı, yargıyı ve devleti ele geçirmeye çalıştığı, Vehhabiliği yayan Kur’an Kurslarını çoğalttığı, mezhepçilik yaptığı, Türkiye’yi İranlaştırdığı ve Başkan Bush’la samimi olmadığı gibi konularda suçlamalarda bulundu.

Milliyetçi insanlarımızın tamamına yakını, Tayyip Erdoğan’ın makamını dolduramadığını, yerinde ve zamanında konuşmayı bilmediğini, danışmanlarının elinde oyuncak olduğunu, oy uğruna bölücü terör örgütü yandaşlarına prim verdiğini ve dini hassasiyetleri politika malzemesi olarak kullandığını zaten bilmektedir. Ama Tayyip Erdoğan ne kadar kötü bir siyasetçi olursa olsun, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı’dır ve bu suçlamalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni pazarlıklarda köşeye sıkıştırmak için yapılmıştır. Bunun yanı sıra Tayyip Erdoğan suçlamalarda yer alan fiilleri gerçekleştirecek kadar kabiliyetli olmadığı gibi, bu tür fiillere milliyetçi camianın ve Türk milletinin asla müsaade etmeyeceği de ortadadır. Ayrıca, Sevr’in Türk milletine dayatıldığı günlerde olduğu gibi ‘hasta adam’ muamelesi görmeyi ve stratejik ortaklığı bozmakla tehdit edilmeyi hiçbir Türk yetkilisi ve vatandaşı hazmedemez.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Dışişleri, İçişleri ve Milli İstihbaratın, Kuzey Irak’ın geleceği ve bölücü terör örgütünün faaliyetlerinin engellenmesi konusunda ABD’den gelen CIA ve FBI yetkilileriyle pazarlık masasına oturduğu sırada yapılan bu suçlamalar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin pazarlıklarda elini zayıflatma amacını taşımaktadır. Bu suçlamaların Micheal Rubin ve çalıştığı enstitünün Büyükanıt’ı ağırladığı sırada yapılması ve ortada herhangi bir liyakat gerekçesi yokken ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın ABD’nin ‘30 Ağustos İcazeti’ anlamına gelen Liyakat Nişanı’nı Büyükanıt’a takması, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik kurumlarına ‘aba altından sopa göstermek’ anlamına gelmektedir.

Kahraman Türk Ordusu’nun şerefli üniformasını ve Orgenerallik rütbesini taşıyan Yaşar Büyükanıt Paşa, maalesef yenemediği dikta hevesi ve 30 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı olmayı garantilemek zaafı uğruna, emperyalist ABD’nin diplomatik pazarlık atağına malzeme olmuştur.

Şerefli bir Türk Paşası için, emperyalist devletlerle Türkiye Cumhuriyeti arasında milli menfaatlerin pazarlığının yapıldığı bir ortamda, kendi ülkesine karşı ‘Demokles’in kılıcı gibi’ koz olarak kullanılmaktan daha haysiyet kırıcı bir durum söz konusu olamaz.

Hiçbir Türk Subayı, bu derece büyük haysiyet kayıplarına uğrayacak şekilde makam hırsına kapılmaz, ordunun manevi şahsiyetini daha fazla yıpratmaz ve taşıdığı şerefli üniformayı daha fazla kirletmez.

Üç bin yıllık devlet geleneğimiz, bu kadar çok skandala bulaşmış birinin hala makam peşinde koşmasını ve yabancı devletlere milli menfaatlerimizi peşkeş çekmesini daha fazla kaldıramaz.



--------------------------------------------------------------------------------


Büyükanıt Paşa'nın Yahudi Dönmesi (Sabetay) Olduğu Belgelendi !
Amerika'nın İcazeti İçin Kendini Kullandıran Paşa !
Büyükanıt Paşa da “VATANA İHANET” le Yargılanacak mı ?
Bu kanlı, bu bombalı, bu suikastlı, bu tahrikli cunta oyununu artık bitir Paşam!
Sahte 2. Atatürk Olma Oyunu
Büyükanıt Bombacı Astsubay’ı Niçin Sahiplendi?
Sahte Kutlu Kağan

DARBE ve BÜYÜKANIT ???

Alinti:

kımdır bu genareller ne kadar tanıyoruz

--------------------------------------------------------------------------------

Amerika'nın İcazeti İçin Kendini Kullandıran Paşa !
2005-12-19 Ulusalcı Sahte Atatürk


Büyükanıt, ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın resmi davetlisi olarak ABD’ye gitti. Büyükanıt’ın Amerika’ya gitmesinin hemen ardından, CIA ve FBI başkanları kamuoyunun önceden haberi olmadığı ve beklemediği şekilde Türkiye’ye gelerek resmi görüşmeler yaptılar.

CIA ve FBI başkanlarının Kuzey Irak’la ve terör örgütleriyle ilgili olarak pazarlık yapmak üzere, Büyükanıt’ın Amerika’da bulunduğu esnada Türkiye’ye gelmeyi tercih etmeleri, American Enterperise Institute’un Ortadoğu Masası uzmanı Micheal Rubin’in Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni yıpratan açıklamalar yapması ve ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın ‘ABD’nin 30 Ağustos İcazeti’ anlamına gelen Liyakat Nişanı’nı Büyükanıt’a takması Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin sıkıntıya girmesine sebep oldu.

Büyükanıt’ın ulusalcı cephenin liderliğini yürüttüğünü, 30 Ağustos öncesi ve sonrası için anti-demokratik girişimlerinin olduğunu, ülkede yapılan provokasyonlarda etkin rol oynadığını ve Türkiye’nin demokratik kurumlarıyla ters düştüğünü bilen ABD, bu paşanın Amerika ziyaretini kendi emperyalist menfaatleri açısından çok iyi değerlendirdi ve etkili bir koz olarak kullandı.

Büyükanıt’ın Amerika ziyareti aslında çok önceden takvime bağlanmıştı. Türkiye içindeki kuvvetler dengesini bilen ve bunu emperyalist politikaları için çok iyi kullanan ABD, yakından tanıdığı ve dikta hevesini bildiği Büyükanıt’ın ABD ziyareti sırasında gerçekleştireceği diplomatik pazarlık hazırlıkları önceden yaptı.

İlk olarak Büyükanıt’ın, konuşma yapmak üzere Washington'da bulunan, şahin neoconlara ve İsrail yönetimine yakın düşünce kuruluşu American Enterprise Institute'yü (AEI) tercih etmesi sağlandı. Bu enstitünün ve bu enstitünün Ortadoğu Masası uzmanı Micheal Rubin’in, Başkan Bush’a yakın olduğu ve ‘Türkiye demokrasisinin ordunun eliyle kontrol edilmesi’ tezini savunduğu kamuoyu tarafından biliniyor.

2005 yılı boyunca müteaddit defalar Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı hedef alan açıklamalar yapan Pentagon’un eski uzmanlarından Micheal Rubin, tam da Büyükanıt’ı ağırladığı sırada 12 Aralık Pazartesi günü National Review dergisinde yayınladığı son yazıda, benzer açıklamaları daha sert bir üslupla tekrar etti. Yazının malzemelerinin, Türkiye’yi ve Türk Hükümeti’ni sıkıştırmak için önceden hazırlandığı belli oluyordu. Yazısında, Türkiye’nin ‘hasta adam olduğunu’ ve ABD ile ilişkilerinin düzelemeyeceğini ilan etti. ABD’nin stratejik ortaklık için, güven kaybeden Türkiye’nin yerine, Romanya ve Gürcistan’a yöneleceği tehdidinde bulundu. Açıklamalarının devamında, Tayyip Erdoğan’a, yeşil sermaye üzerine oturduğu, döneminde Türkiye-ABD ilişkilerini bozduğu, hukuku ve laikliği hiçe saydığı, diktatörleştiği, kadrolaştığı, AB konusunda samimiyetsiz olduğu, başörtüsü ve içki yasağı üzerinden siyaset yaptığı, yargıyı ve devleti ele geçirmeye çalıştığı, Vehhabiliği yayan Kur’an Kurslarını çoğalttığı, mezhepçilik yaptığı, Türkiye’yi İranlaştırdığı ve Başkan Bush’la samimi olmadığı gibi konularda suçlamalarda bulundu.

Milliyetçi insanlarımızın tamamına yakını, Tayyip Erdoğan’ın makamını dolduramadığını, yerinde ve zamanında konuşmayı bilmediğini, danışmanlarının elinde oyuncak olduğunu, oy uğruna bölücü terör örgütü yandaşlarına prim verdiğini ve dini hassasiyetleri politika malzemesi olarak kullandığını zaten bilmektedir. Ama Tayyip Erdoğan ne kadar kötü bir siyasetçi olursa olsun, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı’dır ve bu suçlamalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni pazarlıklarda köşeye sıkıştırmak için yapılmıştır. Bunun yanı sıra Tayyip Erdoğan suçlamalarda yer alan fiilleri gerçekleştirecek kadar kabiliyetli olmadığı gibi, bu tür fiillere milliyetçi camianın ve Türk milletinin asla müsaade etmeyeceği de ortadadır. Ayrıca, Sevr’in Türk milletine dayatıldığı günlerde olduğu gibi ‘hasta adam’ muamelesi görmeyi ve stratejik ortaklığı bozmakla tehdit edilmeyi hiçbir Türk yetkilisi ve vatandaşı hazmedemez.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Dışişleri, İçişleri ve Milli İstihbaratın, Kuzey Irak’ın geleceği ve bölücü terör örgütünün faaliyetlerinin engellenmesi konusunda ABD’den gelen CIA ve FBI yetkilileriyle pazarlık masasına oturduğu sırada yapılan bu suçlamalar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin pazarlıklarda elini zayıflatma amacını taşımaktadır. Bu suçlamaların Micheal Rubin ve çalıştığı enstitünün Büyükanıt’ı ağırladığı sırada yapılması ve ortada herhangi bir liyakat gerekçesi yokken ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Peter Schoomaker'ın ABD’nin ‘30 Ağustos İcazeti’ anlamına gelen Liyakat Nişanı’nı Büyükanıt’a takması, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik kurumlarına ‘aba altından sopa göstermek’ anlamına gelmektedir.

Kahraman Türk Ordusu’nun şerefli üniformasını ve Orgenerallik rütbesini taşıyan Yaşar Büyükanıt Paşa, maalesef yenemediği dikta hevesi ve 30 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı olmayı garantilemek zaafı uğruna, emperyalist ABD’nin diplomatik pazarlık atağına malzeme olmuştur.

Şerefli bir Türk Paşası için, emperyalist devletlerle Türkiye Cumhuriyeti arasında milli menfaatlerin pazarlığının yapıldığı bir ortamda, kendi ülkesine karşı ‘Demokles’in kılıcı gibi’ koz olarak kullanılmaktan daha haysiyet kırıcı bir durum söz konusu olamaz.

Hiçbir Türk Subayı, bu derece büyük haysiyet kayıplarına uğrayacak şekilde makam hırsına kapılmaz, ordunun manevi şahsiyetini daha fazla yıpratmaz ve taşıdığı şerefli üniformayı daha fazla kirletmez.

Üç bin yıllık devlet geleneğimiz, bu kadar çok skandala bulaşmış birinin hala makam peşinde koşmasını ve yabancı devletlere milli menfaatlerimizi peşkeş çekmesini daha fazla kaldıramaz.



--------------------------------------------------------------------------------


Büyükanıt Paşa'nın Yahudi Dönmesi (Sabetay) Olduğu Belgelendi !
Amerika'nın İcazeti İçin Kendini Kullandıran Paşa !
Büyükanıt Paşa da “VATANA İHANET” le Yargılanacak mı ?
Bu kanlı, bu bombalı, bu suikastlı, bu tahrikli cunta oyununu artık bitir Paşam!
Sahte 2. Atatürk Olma Oyunu
Büyükanıt Bombacı Astsubay’ı Niçin Sahiplendi?
Sahte Kutlu Kağan

16 Mayıs, 2006

Cinsellik: Kisirlik - Kot Pantolon

Kısır Olmak İstemeyen Erkek Okusun

--------------------------------------------------------------------------------

Kısır Olmak İstemeyen Erkek Okusun
16.05.2006 08:35

Türkiye'deki erkeklerin yüzde 15 gibi yüksek bir oranı kısır. Bunun sebepleri arasında kot pantolon, kışın giyilen yünlü içlikler ve iç çamaşırları var. İşte flash araştırma...
Kısırlık, çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin korkulu rüyası. Araştırmalara göre Türkiye’de evli çiftlerin yaklaşık yüzde 15’i kısırlık problemi yaşıyor.
Özellikle son yıllarda erkek kısırlığının arttığını vurgulayan uzmanlar, bunda küresel ısınmanın ve dar kot pantolonların etkili olduğu düşüncesinde.
Türkiye Aile Planlaması Derneği Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, kısırlığın dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir halk sağlığı problemi haline geldiğini belirtiyor. Her geçen yıl daha fazla ailenin normal yolla çocuk sahibi olamama sorunu yaşadığını dile getiren Şatıroğlu, erkek kısırlığının öne geçmeye başladığını aktarıyor.
Prof. Dr. Şatıroğlu, erkek kısırlığında küresel ısınmaya ve dar pantolonların etkisine dikkat çekiyor. Erkeklerde sperm üretimini sağlayan yumurtaların 35,5 derece ısının üzerinde zarar gördüğü bilgisini vererek, “Kot pantolonlar ve dar iç çamaşırları yumurtalıkları sürekli yüksek sıcaklığa maruz bırakıyor. Isıdan zarar gören sperm üretim hücreleri ise kendini yenileyemiyor.” diyor. Son 10 yılda dünyadaki ortalama ısının bir derece arttığını hatırlatan Şatıroğlu, “Gelecek 8 yıl içinde ise 2 derecelik daha artış bekleniyor. Tahminimce küresel ısınma böyle devam ederse 50 yıl sonra dünyada kimse normal yolla bebek sahibi olamayacak.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Öte yandan kısırlıkta genetiği oynanmış ve kimyasal ilaç kalıntısı bulunan yiyeceklerin de etkili olduğunu vurguluyor. Bunların sakat doğumları da artırdığını dile getirerek, “Daha fazla hazır gıda yiyelim diye farkında olmadan neslimizi tüketiyoruz.” ifadesini kullanıyor.
Şatıroğlu, küresel ısınma, sanayi kirliliği, dar pantolon giyme modasının kısırlığa etkisine ilişkin olarak da, “Benim talebeliğimde kısırlık testi için gelenlerde 60 milyon sperm hücresini sınır kabul ediyorduk. Şimdi test yaptığımız kişilerde 20 milyon sperm bulabilirsek şükrediyoruz.” örneğini veriyor.
Yeni doğan erkek çocuklar mutlaka kontrol edilmeli
Erkeklerde sperm üretimini sağlayan testisler, doğum sırasında testis torbasına iniyor. Ancak bazı bebeklerde testislerden biri ya da her ikisi torbaya inmeyerek bebeğin karnında kalıyor. Ankara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bora Cengiz, karında kalan testislerin iki yaşına kadar ameliyatla ya da ilaçla torbalara indirilmesi gerektiğini belirtiyor. Cengiz, geç kalındığı takdirde testislerin zarar gördüğünü ve bu kişilerin genellikle kısırlık problemi çektiğini aktarıyor.
Erkek çocuklara dar pantolon giydirmeyin
Erkek çocuklara dar pantolon ve iç çamaşırı giydirmeyin.
Kışın soğuk havalarda giydirdiğiniz
pantolon içliklerini eve gelince çıkarın.
Fazla abur cubura ve hazır gıdalara alıştırmayın. Gebelik sürecinde düzenli hekim kontrolünü ihmal etmeyin.

08 Mayıs, 2006

Kazim KARABEKiR

Birinci Dünya Savaþýna kadar askeri faaliyetleri

Daha öncede belirttiðimiz gibi askerlik görevine Manastýr'da baþlayan Kâzým Karabekir, stajýný tamamladýðý bu bölgede Manastýr Mýntýkasý Kurmay Baþkanlýðý'nda görev aldý. Daha sonrada Manastýr Mýntýka Müfettiþliði'ne tayin olan Kâzým Karabekir bu görevi sýrasýnda Rum ve Bulgar çeteleri ile yapýlan çatýþmalarda bulundu ve Bulgar çetesinin imhasýnda gösterdiði baþarýlardan dolayý 19 Aðustos 1907'de Kolaðasý (Kýdemli Yüzbaþý) rütbesine yükseltildi. Kâzým Karabekir bu baþarýsýnýn ardýndan 6 Eylül 1907'de Ýstanbul Harb Okulu Tabiye Öðretmen Yardýmcýlýðý'na atandý. 19 Kasým 1908 tarihinde Edirne'deki II. Ordu'nun III. Piyade Tümeni Kurmay'lýðýnda görev alan Kâzým Karabekir, 31 Mart Vakasý'nýn meydana gelmesi üzerine Harekât Ordusu'na katýlarak Mürettep II. Fýrkanýn Kurmay Baþkaný olarak Ýstanbul'a geldi. 1 Nisan 1910'da Arnavutluk Ayaklanmasý'nýn bastýrýlmasý için düzenlenen Mürettep Kolordu'da I. Þube Müdürü ve 15 Ocak 1911'de X. Edirne Tümeni Kurmay Baþkanlýðý'nda görevlendirildi. Soyadý kullanýmýnýn gerçekleþmediði bu döneme kadar Kâzým Zeyrek olarak anýlan Kâzým Karabekir, 15 Nisan 1911'de Harbiye Bakanlýðý'na verdiði dilekçe ile atalarýnýn ismi olan Karabekir namýný soyadý olarak aldý. Kâzým Karabekir, 9 Nisan 1912'de Bulgar Hududu Edirne Kýsmý Komiserliði'ne atandý ve 27 Nisan 1912'de Binbaþý rütbesine yükseltildi. I. Balkan Savaþý sýrasýnda Edirne/Kale Muharebeleri'nde (18 Ekim 1912 - 26 Mart 1913 ) X. Tümenin Kurmay Baþkanlýðý'ný yapmýþtýr. Bu savaþ sýrasýnda Edirne Kalesi'nin teslim olmasý ile 28.500 kiþi Bulgarlar tarafýndan esir edildi. Kâzým Karabekir'de 22 Nisan 1913'te Bulgar'lara esir düþtü. 21 Ekim 1913'te Bulgaristan ile imzalanan antlaþma sonucu esirlikten kurtulan Kâzým Karabekir; 2 Aralýk 1913'te Balkan Savaþý sýrasýnda, Rus halkýnýn uðradýðý zararýn tespiti için oluþturulan Türk - Bulgar - Rus karma komisyonunda Türk Temsilcisi olarak bulunan Kâzým Karabekir daha sonrada General Liman Von Sanders baþkanlýðýnda, Türk Ordusu'nun ýslahý amacý ile gönderilen Alman Askeri Heyeti Ýstanbul'a gelince, 11 Ocak 1914'te Genel Kurmay Ýstihbarat Þubesi Müdür Yardýmcýlýðý'nda görevlendirildi. 28 Mayýs 1914'te Birinci Dünya Savaþý öncesinde Kâzým Karabekir, uzunca bir dönem Avrupa'ya gönderildi. Bu görev Viyana, Münih, Hamburg, Paris ve Ýsviçre'yi kapsýyor ve buralardaki Askeri Ataþelerin nasýl çalýþtýklarýný yerinde incelemek amacýný taþýyordu.
[deðiþtir]

Birinci Dünya Savaþý Baþlarýnda Kazým Karabekir

Avrupa'nýn genel bir savaþa sürüklendiði bu dönemde Kâzým Karabekir görevli olarak Paris'te bulunmaktaydý. Fakat bu durumu fark eden Kâzým Karabekir, 14 Temmuz 1914'te Ýstanbul'a geri dönerek; 3 Aðustos 1914'te Genel Kurmay II. (Ýstihbarat) Þube Müdürü olarak görevlendirildi. Karabekir'in savaþ konusundaki düþünceleri;

* "Ýstanbul ve Çanakkale boðazlarýný kuvvetlendirmek,
* Boðazlardaki kuvvetleri desteklemek,
* Savaþa girmekten mümkün olduðunca kaçýnmaktý."

Kâzým Karabekir, Genel Kurmay'daki görevini devam ettirirken, Konya'ya bir soruþturma sebebiyle gönderilmiþti. 29 Kasým 1914'te "Üç Yýl Hazerî Kýdem Zammý" alarak; 9 Aralýk 1914'te Yarbay rütbesine yükseltildi. Yarbay Kâzým Karabekir, 6 Ocak 1915'te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye K.'ý olarak Ýran Harekatýna gönderildi. Karabekir, Halep'e geldiðinde, III. Ordu'nun Sarýkamýþ'da büyük bir felakete uðramýþ olduðunu, komutasýna verilen kuvvetlerin Doðu Cephesi'ne kendisinde Süleyman Askeri Bey'in yerine Irak Havalisi Kuvvetleri K.' lýðýna ve Basra Valiliðine atandýðýný öðrendi. Böylece Süleyman Askeri Bey'in yerine geçmek üzere Ýstanbul'a geldi.
[deðiþtir]

Çanakkale Cephesi'nde

Karabekir Paþa, 6 Mart 1915 tarihinde Ýstanbul'a gelince V. Kolordu'ya baðlý Ýstanbul - Kartal'da bulunan XIV. Tümen K.' lýðýna atanmýþtýr. Bu görevde bulunduðu esnada Kâzým Karabekir, Maramara Denizi ve Karadeniz kýyýlarýnýn tahkimatý ile uðraþmýþtýr. Ancak XIV. Tümen'in Çanakkale'ye - Gelibolu'ya - gönderilmesi ile bu bölgede Seddülbâhir ve Kereviz Deresi'ndeki (12-13 Temmuz 1915) savaþlarda bulunmuþtur. Kâzým Karabekir'in Kereviz Dere'de bulunduðu sýralarda Fransýzlar, Haziran'dan itibaren Zýðýn Dere ve Kereviz Dere bölgelerinde taarruzlar yapmakta idi. Fransýzlarýn amacý; Türk Ordusu'nun dikkatini güney bölgesine çekmekti. Böylece Aðustos ayýnda Anafartalara yapýlacak olan çýkarmanýn baþarýsýný garanti altýna almak istiyorlardý. Fransýzlarýn planý amacýna ulaþtý ve Türk Kuvvetleri'nin çoðu güney bölgesine kaydýrýldý. Bu amacýn gerçekleþmesi için Ýngilizler I. Tüm. ile Türk kanadýna, Kereviz Dere bölgesine, 12 Temmuz sabahý saat 07:00'de taarruza baþladýlar. Türk Tüm.'leri batýdan itibaren XI., I., VII. ve IV. Tüm.'ler cephede, VI. Tüm. geride bekletilmekte idi. VII. Tüm. cephesine taarruz eden Ýngiliz Tüm.'nin her iki günündeki taarruzlarý da baþarýsýzlýkla sonuçlandý. IV. Tümen cephesine taarruz eden Fransýzlarýn taarruzlarý ise beklemedeki VI. Tüm.'inde bölgede kullanýlmasý üzerine geliþme gösteremedi. Birkaç metrelik ileri geri hareketler þeklinde geliþen muharebede oldukça fazla kan döküldü ve Türk kaybý 9700 kiþiye ulaþtý. Karabekir, Kereviz Dere Muharebeleri sýrasýnda V. Kolordu Komutanlýðýna baðlý - yarbay rütbesiyle - XIV. Tümen Komutaný olarak bulunmaktaydý. Bu görevi sýrasýnda 6 -13 Aðustos 1915 Muharebelerinde de görev almýþtýr. Bu muharebeler sýrasýnda düþman Arýburnu ve Anafartalar bölgesine, çýkarma ile takviye ederek yapacaðý taarruza karþýlýk güney cephesinden Türk Kuvveti kaydýrýlmasýn diye 6 - 7 Aðustos günleri bu cephenin merkezine Kirte istikametine taarruzlar düzenlediler. Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü. Sonraki küçük çaptaki taarruzlarda sonuçsuz kaldý. Bundan sonrada bu cephede düþmanýn tahliyesine kadar mevzii muharebeleri devam etti. böylece düþman, çýkarmanýn ilk günü almayý plânladýðý Alçýtepe'yi ele geçiremedi. Her yönden sayýca üstün olmasýna karþýn Türk direniþi karþýsýnda sadece 5. Km. ilerleyebildi. Bu muharebeler sýrasýnda düþmana karþý 3,5 ay baþarýyla savaþan Karabekir, askerî kiþiliði açýsýndan takdir toplayarak Muharabe Gümüþ Liyakat Madalyasý ile ödüllendirildi. Ayrýca Almanya'dan da Ýkinci Rütbeden Kron Dö Braþ Kýlýçlý Niþaný aldý. Kâzým Karabekir Paþa, Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri'nde Güney Grubu Komutanlýðýna baðlý II. Bölge Komutanlýðý'nda XIV. Tümen Komutaný olarak görevlendirildi. Muharebeler devam ettiði sýrada XIV. Tümen 11 Ocak 1916'da bölgeden ayrýldý.
[deðiþtir]

1915 Sonrasý Askeri ve Siyasi Faaliyetleri

Çanakkale Cephesindeki taarruz savaþlarýnýn, siper muharebelerine dönüþmesi ile birlikte Karabekir Paþa, Gelibolu'dan alýnarak 26 Ekim 1915'te Ýstanbul'daki I. Ordu Kurmay Baþkanlýðý'na atandý. Daha sonrada VI. Ordu Kurmay Baþkaný olarak Irak Cephesine gönderildi. Bu arada Kâzým Karabekir Paþa, Gelibolu'daki baþarýlarýndan dolayý "Üç Yýl Savaþ Zammý" alarak 14 Aralýk 1915'te Miralay ( Albay ) rütbesine yükseltildi. Miralay Kâzým Karabekir, Almanya'dan ikinci kez "Alman Demir Salib Niþaný" alarak; 24 Nisan 1916'da Kut'ül Amara'yý kuþatmakta olan XVIII. Kolordu K. olarak görevlendirildi. Bu cephedeki baþarýlarýndan dolayý Kâzým Karabekir'e 8 Þubat 1912'de yeniden "Altýn Muharebe Liyakat Madalyasý" ve "Ýki Yýllýk Kýdem Zammý" verildi. Kâzým Karabekir, Cafer Tayyar ile o yýllarda yapýlabilen karþýlýklý yer deðiþtirme - becayiþ - usulü ile Kafkas Cephesindeki II. Kor. K. olarak atandý. Bu Kolordu; Van Gölü'nün güney mýntýkasý, Bitlis, Muþ, Murat Çayý ve Palu Doðusu'na kadar olan geniþ bir araziyi müdafaa etmekle yükümlüydü. Bu dönemde Osmanlý Devleti, toplam dört kolordusu olan iki ordusunu Van gölü ile Karadeniz arasýnda bulundurmaktaydý. Bu ordularýn en aþaðý tarafta olaný Kâzým Karabekir'in komutaný olduðu II. Kolordu idi. Bu kolorduda on aya yakýn bir süre görev yapan Kâzým Karabekir bölgedeki baþarýlarýnda dolayý 23 Eylül 1917 padiþah iradesi ile yeniden "Kýlýçlý Ýkinci Mecidi Niþaný" aldý. 31 Ekim 1920'de Ferik ( Korgeneral ) rütbesini aldý. 3 Aralýk 1921'de TBMM Murahhasý sýfatýyla Gümrü Antlaþmasý'ný imzaladýktan sonra; 18 Ekim 1921'de biten Kars Konferansý'na Türkiye Baþ Murrahasý olarak katýldý. Ayrýca bu konferansa baþkanlýk yaparak; 13 Ekim 1921'de Kars Antlaþmasýný imzaladý. 15 Ekim 1922'de Ankara'ya gelen Kâzým Karabekir, Edirne Milletvekili sýfatý ile meclis çalýþmalarýna devam etti. 17 Þubat 1923'de - Türkiye'de ilk defa - toplanan Ýzmir Ýktisat Kongresine baþkanlýk yaptý ve 29 Haziran 1923'de TBMM'nin Ýkinci Devresi'nde Ýstanbul Milletvekili seçildiði dönemde; Doðu Cephesi komutanlýðý görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasým 1923'de "Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaþ Yararlýlýðý" görülenlere verilen yeþil ve kýrmýzý þeritli Ýstiklal Madalyasý ile ödüllendirildi. Kâzým Karabekir, 21 Ekim 1923'de son askeri görevi olan I. Ordu Müfettiþliðine atandý. 26 Ekim 1924'de bu görevinden istifa ederek sadece siyasi alanda faaliyet gösterdi.

Kâzým Karabekir, 17 Kasým 1924'de TPCF (Terakki Perver Cumhuriyet Fýrkasý) kurucularý arasýnda yer alarak; bir süre sonrada bu partinin baþkaný oldu. Ýsmet (Ýnönü) Bey Hükümeti'nin Takrir-i Sukün Kanunu çýkarmasýndan sonra Doðuda Þeyh Sait Ýsyaný çýkmýþ ve bu isyanda TPCF'nin de rolü olduðu iddia edilmiþti. Böylece 5 Haziran 1925'de Bakanlar Kurulu kararý ile TPCF kapatýldý. Ayrýca Kâzým Karabekir, bu dönemde Mustafa Kemal'e düzenlenen (Ýzmir'de) suikast ile ilgili olarak Ýstiklal Mahkemesi'nde yargýlanýp, beraat eti. Kâzým Karabekir TBMM'nin ikinci Dönemi sona erince milletvekilliðine son verilmiþ ve ordu açýðýnda iken 5 Aralýk 1927'de emekli olmuþtur. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaþarak inzivaya çekilen Karabekir Paþa, yönetimle olan anlaþmazlýðý yüzünden sýkýyönetim altýnda tutulmasý istenen 84 kiþilik listenin baþýnda yer aldý. Belki de en sýkýntýlý yýllarýný bu dönemde geçiren Kâzým Karabekir, sýkýntýlý günlerin ardýndan 1939'da Ýstanbul Milletvekilliði'ne seçildi. 1943 - 1946 yýllarýnda milletvekili olarak yerini korudu ve 5 Aðustos 1946'da yapýlan BMM baþkanlýk seçimlerimde Meclis Baþkaný seçildi. Kâzým Karabekir, 26 Ocak 1948 yýlýnda - 66 yaþýnda iken - geçirdiði bir kalp krizi sonucu, Ankara'da vefat etti.

Kâzým Karabekir Paþa, askerlik yaþamý boyunca önemli baþarýlar kazanmýþ bir Türk Komutaný ve siyasi bir kiþiliktir. Bulgarca, Fransýzca, Almanca ve Rusça bilen Kâzým Karabekir'in Sýrp-Bulgar Seferi, Osmanlý Ordusunun Taarruz Fikri, Ermeni Mezalimi, Erkân-ý Harbiye Vezaifinden Ýstihbarat, Ýstiklâl Harbimizin Esaslarý, Cihan Harbine Neden Girdik? Nasýl Girdik? Nasýl Ýdare Ettik?, Ýttihat ve Terakki Cemiyeti, Paþalarýn Kavgasý, Paþalarýn Hesaplaþmasý, Ermeni Meselesi, Sarýkamýþ-Kars ve Ötesi, Ýstiklal Harbimiz I-II gibi yayýnlanmýþ eserleri vardýr.

02 Mayıs, 2006

Asker sivile karşı nerden güç alıyor ?

Asker sivile karşı nerden güç alıyor
Sivil iktidarların, Asker sivil dengesizliğini yenmeye yönelik çıkışlarında korkunç bir baskıylakarşılaştığı ortada diyen Prof. Ümit Cizre, askerin bu gücü nerden aldığını izah etti
01 Mayıs 2006 13:22
Yazı boyutunu büyütmek için


Bilkent Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Cizre, “Siyasî Partiler Kanunu, Anayasa, MGK yasası gibi düzenlemelerle siyasetçiler korkunç bir kuşatma altındalar” dedi.

Ordunun 28 Şubat’la millî güvenlik siyaseti üzerindeki iktidarını perçinlediğini belirten Cizre, Millî Güvenlik Siyaset Belgesinin de TSK’nın bekçi rolünü pekiştirir yönde iç tehdit olarak lanse edilen irtica ve bölücülüğe yöneldiğini söyledi. Bunun sonucunda millî güvenligi sorgulayamaz hale geldiğimizi kaydeden Cizre, “İrtica en büyük tehditmiş gibi yansıtıldı. Halbuki güvenlik politikaları objektif araçlar değildir, son derece subjektiftirler. Kimin belirlediğine göre değişirler” diye konuştu.

Hasan Hüseyin Kemal'in röportajı

Terörle Mücadele Kanunu’nun hararetle tartışıldığı bu günlerde, Türkiye siyasetinin içine düştüğü çıkmazı irdelemek istedik. Çünkü demokrasiye bir adım daha yaklaştığımızı hissettiğimizde, “biz bunu daha önce yaşamıştık” dedirtircesine geriye dönüşlere şahit oluyoruz. Sivil iktidarın eliyle imzalanan AB müzakereleri ve uyum paketleri, yine iktidarın eliyle yavaş yavaş yok ediliyor. Bu bir sonuç, ama sorunun kendisi değil. Sonuçlarla uğraşmak yerine, sorunu tanımlamak ve insanlara bunları anlatmak Türkiye’deki demokratik süreci daha da hızlandıracaktır.

İşte, bu noktada, güvenlik sektörünün sivilleştirilmesi ve parlamenter gözetime tabi tutulması üzerine araştırmalar yapan Prof. Ümit Cizre’nin görüşlerine baş vurduk.

Acaba Türk demokrasisini kuşatan güç neydi? Neden, siviller geri adımlar atmak zorunda kalıyordu? Demokrasi önündeki engellerin aşılması için neler yapılmalıydı? Bu soruların cevabını gelin birlikte bulalım...


Demokratik ülkelerde Ordunun sistem içindeki rolü nasıldır? Türkiye ile mukayese eder misiniz?



Türkiye’den yola çıkarsak Türkiye’de ordu batıda pek eşine rastlanmayacak bir özgünlüktedir. Çünkü rejimin kurucu unsurlarını korumayı üslenen bir silâhlı kuvvet olarak siyasal ağırlığı olan bir ordudur. Batı ordusundan birinci farkımız bu. Bu ideoloji dönüştürücü, reformcu, radikal bir ideolojiyse elbetteki ulus devletin kurulma aşamasında ordunun siyasal rolü de dönüştürücü olabilir, olmuştur da. Ancak tersi de varit olabilir yani dönüştürücü potansiyel sona erdiği andan itibaren orduda statükonun bekçiliğini yapmaya başlar. Galiba bizdeki resim bir miktar buna benziyor.



Askerin dönüştürücü görevi bitti artık statükoyu koruyor, demokratik değişime ayak uyduramıyor mu? diyorsunuz.




Evet. Ancak, demokratik değişime direnen bir ordu tablosunu çizmeden önce daha analitik davranmakta yarar var. Çünkü direnen bir çok odak var Türkiye’de. Asker direniyor mu? Neden direniyor? Neye güvenerek direniyor? Bunların sorulması gerekiyor.




Öyleyse şunu soralım asker siyasî rolünü neye dayandırıyor ve nereden güç alıyor?




TSK’ nın siyaset üzerindeki iktidarını bir kaç yolla kurduğu düşüncesindeyim. Bunun ilk temeli toplum üzerine. Bu TSK için önemli bir meşrûluk unsuru. Bu ordu Finlandiya, İsviçre, Fransa, Almanya orduları gibi yalnızca dış tehdide karşı konumlanmış bir ordu değil. TSK sıradan vatandaşın günlük yaşantısının bir köşesine seremoniler, ritüeller, şehit cenazeleri, bayrak törenleri, eğitim sistemi, basın medya yoluyla görsel bir biçimde sızmayı beceren bir ordu. Siyasetin kurallarına ve aktörlerine ilişkin kitlesel algılamaları değiştirme gücüne sahip bir ordu.



Sanki farklı bir siyasî parti gibi ülke geleceğine ilişkin yönlendirmeleri oluyor öyle mi?




Benim de teşhisim bu zaten. Toplumsal kontrolü zora dayanarak değil rızaya dayanarak yapıyormuşçasına faaliyet gösteren bir teşkilâtlanmayla karşı karşıyayız. Bunu yaparken sivil müttefikler edinebilir ama edinmeyebilir de. İşte bu noktada parti kimliği önplana çıkıyor. TSK’nın kendi seçmenleri var bazen doğrudan onlara seslendiği oluyor. 28 Şubattan sonra bunu yaşadık. Bu dönemde sivil toplum örgütleriyle kurduğu yatay bağlantılar da bu yönde.




Türkiye demokratikleşme sürecini tamamlayamamış ki toplum, siyasî parti gibi davranan orduya fikren oy veriyor diyebilir miyiz?




Toplumun bu tutumunu tarihsel, geleneksel ve ruhsal bağlantılarla açıklamak mümkün. Bunun yanında rejimin bekçiliğini üslenmiş bir ordunun kendi nüfuzunu, kendi çıkarlarını, varlığını, kudretini devam ettirecek şekilde korunaklı bir demokrasiyi de kültürü ile ürettiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla demokrasi eksikliği fazlasıyla mevcut.




Siyasî partilerin ordunun bu konumuna karşı yeterli karşı politika geliştirme cesaretinde olmadıklarını söyleyenler var. Ne dersiniz?




Asıl mesele bunun niçin böyle olduğunu anlayabilmektir. Türkiyedeki asker sivil ilişkilerindeki temel problem bir dengesizliğin olmasıdır. Bir taraf ağır basıyor diğer tarafın damarı zayıf. İşaret ettiğiniz olgu sonuç olarak doğru bir olgu. Ancak, bunu yenmeye yönelik çıkışlar da oldu. Millî Güvenlik Kurulu’nun yetkilerini ve işleyiş biçimini biraz daha demokratize eden 7. uyum paketi bunun en güzel örneğidir.


Tek suçlu siviller değil diyorsunuz galiba...






Sivil iktidarların, Asker sivil dengesizliğini yenmeye yönelik çıkışlarında korkunç bir baskıyla, tepkiyle karşılaştığı ortada. Sivil siyaset kuşatılmış ve Murat Belge’nin deyimiyle tek tipleştirilmiş durumda. Siyasî partiler kanunu, anayasa, millî güvenlik kurulu yasası gibi hukuki düzenlemelerle de siyasetçiler korkunç bir kuşatma altındalar. Oynadıkları alan çok dar. Dolayısıyla da devletin gölgesinden bir adım çıkabilecek, onu üzerlerinden atabilecek muhayyileyi ve yasaları geliştiremezler. Bu sivillere Kürt meselesini çözme fırsatı verilmez. Bülent Arınç’ın dediği gibi Millî Güvenlik Siyaset Belgesindeki kararlar sivil güçlerle karşılıklı müzakere edilerek hazırlanmış kararlar değildir. Bazı medya organları hükümetlerin bu belgeyi onaylamama yetkilerinin olduğunu söylüyorlar. Böyle bir durum söz konusu değil.




Bu sınırları aşmak mümkün değil mi?


Gönül tabiî ki bundan yana, ancak, ben bilim insanı olarak meseleyi önce anlamak gerektiğini söylüyorum. Anlamadan “cesaret” örneklerini beklemek biraz aşırıya kaçar diye düşünüyorum. Bu hükümet 7. uyum paketiyle bunu yaptı. Ama geri adım atmak zorunda bırakıldı.



Bütün siyasî partiler bu kadere mahkûm mu?




Geçmişteki hükümetlerin statükoyla çok büyük dertleri yoktu. Çiller’in Ecevit’in, Yılmaz'ın, Bahçeli’nin mi derdi vardı? Önce meselenin zorluklarını keşfedelim: Türkiye’ye, statükoya karşı koyabilecek kapasitede ve etkinlikte sivil bir güç gelmedi. AKP olabilirdi ama onun da düzenle özel dertleri var. Buna karşılık, AKP iktidarda kalmak istiyor, bir sonraki seçimleri kazanmak istiyor, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde söz sahibi olmak istiyor. AKP’den bütün bunları bir kenara atarak kahramanlık yapmasını mı bekliyorsunuz.



Başbakan grup toplantısında Türkiye’nin on, yirmi, otuz sene sonra gerçek bir demokrasi yaşayacağını söylüyor sizin söylemlerinizle örtüşüyor sanki...




Aynı şeyi dinlendiriyoruz ama zaman sınırlaması getirmek yanlış diyebilirim. Türkiye’de eninde sonunda bişeyler olacak. Hayatın zorlamasıyla. Öncelikle Arınç gibi bir kaç sivil sesin ortaya çıkmasını sağlayacak adımları tartışmamız lâzım.



28 Şubatta ordu istediğini elde etti mi sizce? Çünkü insanların demokrasiyi uzak bir tarihte yaşanılacak bir sistem olarak görmeleri bunu söylüyor.




Başarılı olduğu ve olamadığı alanlar olmuştur. 28 Şubatla ordu Millî güvenlik siyaseti üzerindeki iktidarını perçinledi. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de TSK’nın bekçi rolünü pekiştirir yönde iç tehdit olarak lanse edilen irtica ve bölücülüğe yöneldi. Siyaset üzerindeki iktidarını Millî güvenlik üzerinden kurmaya başladı. Çok büyük başarı elde etti çünkü biz Millî güvenliğin doğasını sorgulayamaz hale geldik. Tehditlerin ve güvenlik politikalarının adeta bilimsel, teknik, objektif, pozitivist bir biçimde oturulup tesbit edilebileceği inancı pekişti.



Öyle değil midir?





İrtica en büyük bir tehditmiş ki yansıtıldı. Halbuki güvenlik politikaları objektif araçlar değillerdir. Son derece subjektifler. Tehditleri ve politikayı kimin belirlediğine bağlı olarak değişir.




Bu tehdit algılamalarında sivil inisiyatifin etkisinin az olduğunu ima ediyorsunuz...




Toplumun temsilcilerinin bu politikaların oluşturulmasında çok önemli rolleri olması gerekirken biz bu noktayı atladık ve atlamaya da devam ediyoruz. Batıda güvenlik anlayışı bireyin refahı, huzuru lehine değişirken ordular da büyük değişim geçirdiler. Soğuk savaştan sonra Batıda ordular bu anlayışa paralel olarak dış tehditlerin de azalmasının verdiği bir ivme ile oturup şapkalarını önlerine alıp misyonlarını yeniden düşündüler. Gerek güvenlik politkalarının oluşturulmasıda gerek orduların yapısında çok önemli reformlar yapıldı. Birçok kişi işini kaybetti tabi bu serbest piyasa ekonomisinin getirdiği bir zorunluluktu. Ordular savaşmak yerine barışı korumak ve tesis etmek misyonunu edindi. Bizde tam tersi oldu. 28 Şubattan sonraki başarısı derken bundan bahsediyorum . TSK’nın hayatımızdaki anlam ve önemi arttı.



Batıda yeni güvenlik anlayışına göre birey ön planda dediniz ama bizdeki anlayışta vatandaş olabilmeniz için “Türk ve laik” olmanız gerekiyor. Devlet diğer vatandaşlarına güvenmiyor. Bu bir açmaz değil mi?




Bir ülkede güvenlik politikaları sivilleştirilemezse, toplumun temsilcileri bu konuda söz sahibi değilse, resmî bir kamu felsefesi de varsa güvenlik politikaları bunu kristalize eder. Resmî ideolojinin bekçiliğini yapan Askeriyenin tehdit algılaması irticada, laiklik dışı akımlarda aranmıştır. Sorun şu laikliğin ve irticanın tanımını kimin yaptığıdır. Demin söylediğim gibi güvenlikle ilgili tanımlar subjektif tanımlar. Batı demokrasilerinde sivil iktidarlarla güvenlik arasında kurulan işbirliğine, bilgi ve görüş alış verişine dayanan ilişkinin bizde de kurulması gerekir.



Peki bu tanımları kimin yapması gerekiyor veya yapılmalı mı?




Laiklik veya mülteci tanımı yapılacaksa burada askerî bürokrasi baskın olmamalı. Burada toplumun temsilcileri, güvenlik bürokrasisi, askerler, dışişleri gibi kurumlar tabiki bir araya gelip fikir alış verişinde bulunabilirler. Ancak bunun ötesine gidilemez. Son söz sivillerin olmalı. Ama bizde yasamayı, yürütmeyi, sivil iktidarları sınırlayan tanımlar ortaya çıkıyor. Ben güvenlik meselesine global bakıyorum.




Peki 28 Şubat sürüyor mu?





Çesaretsiz dediğimiz siyasetlerin etkisiyle de 28 Şubat süreceğe benziyor. Meclis başkanının tavrı kayda değer bir tavırdır. Keşke şuanda birden fazla Bülent Arınç çıksa.





Bülent Arınç’ın tutumu karşısında solun ne yaptığı da önemli...






Türkiye’de solun aslî görevi TSK’dan çok farklı olmadı. Türk solunun kaynak bulduğu damar cumhuriyeti koruyan ve kollayan bir damar. Bürokratik, otoriter, devleti koruyan bir damar. Tarihsel olarak bunu görmezden gelemeyiz. Bu da CHP nezdinde süregeliyor. Konjonktürde başka sol varyansların ortaya çıkmasına müsaid değil. Ortalık ulusalcı sola ve CHP’ye kaldı. İkiside cumhuriyetle demokrasi arasında dengeyi kurabilecek güçte değiller. Çünkü aşırı taraflar. Cumhuriyete taraftar olmazsınlar mı? Olsunlar ama cumhuriyetle demokrasinin evliliğini kurabilmiş bir sol yok Türkiye’de. Maalesef... Bülent Arınç’ın konuşması hem isabetli hem eksik. Arınç seçilmiş ve seçilmemiş (düzenin) iktidarların kurumları arasındaki dengenin eşit olmadığını söylüyor. TSK’nın, MGK’nın, Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay, Yargıtay’ın, Cumhurbaşkanı’nın mutabakatı olmadan bu ülkede yaprak kıpırdayamaz sonucuna varmış ki haklı. Ben de Arınç gibi düşünüyorum görüş alış verişi olur. Ancak mutabakata gerek yok. Milletin dediği olmalı. Arınç daha ilerisini söyleyemiyor eksik konuşuyor...




Eksik olan ne ?





Cumhuriyetle demokrasinin Türkiye’de evlililk kuramamış olmasına değinmemesi. Gerçi bunu söylemesi onu çok fazla risk altına atardı, bu sefer cumhuriyet düşmanı damgası vurulurdu.

Ümit Cizre kimdir?



Üniversite lisans eğitimini Londra Üniversitesi’nde tamamladı. Master çalışmasını ODTÜ’de, doktorasını Ankara Üniversitesi’nde yaptı.

Bilkent Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi, Profesör. Princeton Üniversitesi’nde ve Floransa

Avrupa Üniversitesi Enstitüsü Robert Schuman Merkezi’nde araştırmacı olarak çalıştı. Cizre’nin ordu ile ilgili yayınlanmış çeşitli makaleleri bulunmakta.

(Yeni Asya)

10 Mart, 2006

iSPAT: TERÖR ÜRETiLiYOR

iste andlamanin belgesi


Tarih : 23:42:12 | 10.03.2006


Mehmet Ali Altindas'in PKK'ya yardim ettigi seklinde hazirlanan belgelerin, polis kriminal raporlarinda sahte oldugu anlasildi. Raporu hazirlayanlarin, andlasma yaptgi ortaya cikti.

Kara Kuvvetleri Komutanio Yasar Büyükanitin Diyarbakir´da Kolordu Komutani olarak görev yaptigi dönemde ilginc bir olay yasandi. Bazi cevreler tarafindan devlet taraftari oldugu icin hedef alinan Altindas ailesi, PKK´cilikla suclaniyordu.
Genelkurmay Baskanliginin, Milli Savunma Bakanliginin 1990-2000 yillari arasindaki insaat islerinin yaklasik yüzde 40�lük bölümünü üstlenen isadami Mehmet Ali Altindasn ailesine yönelik, PKK'ya yardim ve yataklik yapmak suclamasinin dayanaagi ise, bir operasyon sirasinda ele gecirildigi iddia edilen dokümanlar idi. Bu dokümanlar, iddiaya göre, PKK´nin sözde bir eyalet komutanligi ile sözde diger eyalet komutanligi arasindaki yazismalari iceriyordu. Bu yazismalarda, Mehmet Ali Altindas´in ogullari Selahattin ve Mehmet Emin Altindasdan bahsediliyor ve su ifadeler kullaniliyor:
350 BiN MARKI ALDIK!..
Bahse konu Altindas ailesi ile ilgili �. Dogrultusunda baglantiya gectik. Gerek direkt, gerekse dolayli baglantilarda. özellikle Mehmet Altindas ve Selahattin Altindas, samimiyet gösterip gelip bizimle görüsmüler, belirttiginiz 500 bin markin 350 bin markini sahislardan aldik.
PKK ´lilara ait oldugu iddia edilen bu not pusulalarinin üzerine de terör örgütünün siyasi organizasyonlarini yürüten ERNK´nin mühürü basilmisti. Kara Kuvvetleri 7. Kolordu Komutanliginin DGM Cumhuriyet Bassavciligi'na 8 Haziran 1998 tarihinde gönderdigi yaziyla gündeme gelen PKK´lik suclamasi; Altindas ailesinin, bölgede sürekli olarak PKK saldirilarina ugradigi ve bazi cevreler tarafindan devletin adami olarak hedef alindigi icin �a�k�nl�k meydana getirmisti. Sonrasinda, yargi süreci icinde kaydedilen gelismeler, polis ekspertiz raporu ve mahkeme kararlari, olayin �yeni bir andic niteliginde olup olmadiginin tartisilmasina yol acti.
O RAPOR
Vakit´in ele gecirdigi Emniyet Genel Müdürlügü Kriminal Polis Laboratuvarlari Dairesi Baskanligi-Diyarbakir Kriminal Polis Laboratuvarinin 23.03.1999 tarih ve BLG-1999-15 uzmanlik numarali Ekspertiz Raporu'nda dikkat �ekici bulgular yer aliyor.
KRiMiNAL DiYOR Ki: YAZILAR
O TERÖRISTLERE AiT DEGIL!
Rapordaki ifadeler söyle:
Tetkik konusu yukar�da farkli �� �ah�s tarafindan yazildiklarini beyan ettigimiz toplam dört adet belge, üzerlerindeki yaz�lar ile N.�, A. �. ve N. ֒�n mevcut mukayese yaz�lar� arasinda FARK müsahede edilmis, incelemeye konu olan dört adet belge �zerlerindeki yazilarin Nafiz Capan, Abdurrahman Cakay ve Nizamettin Özturan elinden cikmadigi kanaatine varilmistir.
KRIMINAL DiYOR Ki: ERNK MÜHÜRÜ FARKLI!..
Tetkik konusu belgelerden �1� s�ra numaral� belgede bas�l� olan ve i�eri�i taraf�m�zda �ERNK�1985� olarak okunan m�h�r izi ile, evvelce tetkik i�in taraf�n�zca laboratuvar�m�za g�nderilen belgelerin laboratuvar�m�zda al�konulan fotokopileri �zerinde bulunan m�h�r izleri ile fotokopi �zerinden te�his ve tespit olunabilen bulgular kadar�yla yap�lan kar��la�t�r�lmalar�nda, �e�itli �zellikler y�n�nden aralar�nda �FARK� g�r�lm��, bahse konu �1� s�ra numaral� belgede bas�l� olan m�h�r izinin, laboratuvar�m�zda fotokopileri bulunan belgelerde m�h�r izleri olan m�h�rler ile bas�lmad��� kanaatine var�lm��t�r.�
VE MAHKEME KARARLARI
Emniyet Kriminal incelemesi, yaz�lar�n ve mühürün �farkli bir yerde� imal edilip edilmedigine iliskin süpheleri derinlestirir mahiyette. Mahkeme kararlari da, Altindas ailesini akliyor.
Diyarbak�r 4 No�lu DGM�nin 1999-36 No�lu karar�nda, kamu birimlerinin, s�zde �dok�manlara� ili�kin olarak verdi�i bilgiler aras�nda �eli�ki oldu�u belirtiliyor: �Ayn� b�lge ve sahada operasyona kat�lan birliklerin Ko�erin isimli ter�ristte dok�man ele ge�me konusunda birbirleriyle �eli�kili verilen cevaplar ��phe do�urmu�tur.�
DGM, hükmü de �u �ekilde veriyor: �San�klar Selahattin Alt�nda� ve Mehmet Emin Alt�nda� hakk�nda yasad��� PKK �rg�t�ne yard�m ve yatakl�k yapmak su�undan dava a��lm�� ise de, san�klar�n m�sned su�u i�ledikleri yolunda her t�rl� ��pheden uzak, kesin ve inand�r�c� delil elde edilemedi�inden san�klar�n m�snet su�tan ayr� ayr� beraatlerine��
DGM Ba�savc�s�n�n beraat karar�na itiraz� �zerine, dava Yarg�tay�a gitti. Mahkeme karar�, onad�. ( Yarg�tay 9. Ceza Dairesi 1999-3755)

13 Şubat, 2006

BASÖRTÜSÜ MÜ KACTI ?

BASÖRTÜSÜ MÜ KACTI ?

HER GÜN BIRAZ DAHA GERILMEKTE SiNiRLER
ARTIK ZORLANIYOR EDEBDE SINIRLAR

Nedir ulan yillar y�l� ba��rt�ye kininiz
Arkan�zda derin devlet M�sl�man m� dininiz
Derin destek olmasayd� v�z gelirdi bininiz

�erefsizler ba��rt�ye top yek�n sava� a�t�
Anan�z�n bir yerine ba��rt�s� m� ka�t�

�nc� kuvvet hep Masonlar sancaktarsa Y�K?leri
Ya Ermeni ya Yahudi ya da Rum?dur k�kleri
Arkas�nda malum TAY?lar �lkenin k��ekleri

Memleket kavgaya de�il hep huzura muhta�t�
Anan�z�n bir yerine ba��rt�s� m� ka�t�

Benim ho�uma gidiyor k�z�n k���n� a�s�n
Harama u�kur ��zemem biliyorum muhta�s�n
Anan memnun g�r�n�yor b�rak ka�arsa ka�s�n

T�m aile efrad�yla mal�m �eye muhta�t�
Anan�z�n bir yerine ba��rt�s� m� ka�t�

Ba�� a��k ve kapal� hepsi benim bac�md�r
Dinsize zul�m edilse o da benim ac�md�r
T�rkiye?de bir tek �eye huzura muhtac�md�r

Huzur katili itlerin i�aretleri ha�t�
Anan�z�n bir yerine ba��rt�s� m� ka�t�

Siz istemeseniz de Allah nuru tamamlar
Sizi u�kur manyaklar� isterik pis madamlar
Bir de �erefsiz namussuz domuz tipli adamlar

Gelin g�stereyim g�rmek istedi�iniz sa�t�
Anan�z�n bir yerine ba��rt�s� m� ka�t�