Fikir7 Manset Haberler

13 Mayıs, 2007

DARBECiLER ve MÜSERREF

DARBECi MÜSERREF ve SONUNUN YAKLASMISLIGI ??

Darbe ile iktidari zorla gasp eden bir darbecidir Müserref.
Halka ragmen, halkin silahini kullanarak halki kendi ülkesinde, kendi hapishanesinde uzun süre tutabilmesi hangi darbeciye, hangi diktatöre nasip olabilmis ki, Müserrefe nasip olsun uzun yillar ?
Müserref Türkiye´de yapti yüksek tahsilini ve bizim darbecilerden ögrendi darbeciligi.
Ama onun ögrenemedigi, milletin darbecilere karsi olan kini ve bu kinin durdurulmasinin imkansizligidir.
Bizdeki darbeciler devlet kasasini soyar, kirintilarla birlikte sivil yandaslarina teslim ederlerdi iktidari. Bu iktidarlarda 5 yil kadar kandirabilirlerdi halki. Ondan sonra toparlardi halk kendini ve birlestirirdi milli unsurlarini darbecilere ve darbecilerin siyasi parti, kurum ve kuruluslarina karsi.
Ne zamanki halk darbe yapacaktir bu darbecilere ve yandasi siyasilere yeniden bir darbe yapilirdi.
Bu senarya tekrarlanirdi her 10 yilda bir defa Türkiye´de.
Gectigimiz ay icerisinde bir darbe girisimine yine tanik olduk. Fakat halkin darbecilere ve yandasi siyasilere karsi fikren ve fiilen hazirlikli oldugunu görüp, korkan bu darbeciler ve sivil yandasi parti, kurum ve kuruluslar; kurduklari yeni partilerle, toplumu kandirip, arkalarina almaya soyundular simdi.
Müserref´in haberi yok Türkiye Cumhuriyeti tarihinden galiba...
"Ne mümkün zulm ile bidad ile hürriyet,
Calis idraki kaldir ademiyetten" der bir sairimiz.
Darbelerle, silahlarla, zorbaliklarla halkin "HÜRRIYET" istemleri bastirilamaz. Bastirilabilmesi icin, insanlarin idrak gücünün ortadan kaldirilmasi sarttir.
Buda mümkün olmadigina gööre Müserref ve bizdeki Müserreflerin kendilerine gelmeleri gerekir artik.

Futbol Federasyonu denetlenemez mi ?

MUZ CUMHURiYETi MiDiR TÜRKiYE CUMHURiYETi ??

Futbol Federasyonu´nun arkasinda , para aklama gibi cok pisliklerin cevrildigini ve bu kurumun bir "illegalite maskesi" olarak kullanildigi iddialarida var AP de.
Daum, Hakan Sükür transferlerinde -henüz delillere ulasamamasina ragmen- pislikler cevrildigi süphesi dolasiyor ortada.
FiFA´nin defterlerinin incelenmesi ile bazi bilgiler -belki- elde edilebilir.

Unutulmamalidir ki, demokrasi, anarsi demek degildir. Milletin sectigi Parlementonun yasama+Yürütme+Yargi organlari ile bu ülkede denetleyemeyecegi hivbir kurum, kisi veya kurulus olamaz.

Futbol Federasyonu´ da denetlenmelidir. Futbol Federasyonu´nun buna karsi gelmesi de yanlistir. Türkiye Cumhuriyeti´nde Parlemento disinda, Parlemento denetimi disinda ne sahis(lar), ne kurumlar ve nede kuruluslar olabilir.

Bu avrupada böyle iken, yoksa Türkiye Cumhuriyeti icerisinde Futbol Federasyonu´nu gibi baska Cumhuriyetler mi vardir.

Tüm Spor Kulüplerinin ticari isletmeler olduklari halde vergilendirme gibi ticaret kanunlarindan muaf tutulmalarida mümkün degildir demokratik bir serbest piyasa ekonomisinde.

Parlementonun Futbol Federasyonu´na göstermesi sart, burada bir Afrika Cumhuriyeti´nin olmadigini...

Unutulmamalidir ki, Futbol Federasyonunu FIFA -sadece- sportif faaliyetlerde- uyarma yetkisine sahiptir.
Futbol Federasyonunu Basbakana bagli ve T.C. Parlementosunun denetimine tabidir hukuken.

Geri kalmisliga...tecavüze devam......

Geri kalmisliga...tecavüze devam......

Eger bir toplumda cocuklara, genclere, kadinlara, erkeklere ve hatta hayvanlara tecavüz olaylarina cok rastlaniyorsa, bu fenomen toplumda bazi bozukluklarin oldugunu gösterir.
Duyabildiklerimizin, diyamadiklariminizin yaninda cok ciliz kaldigini da unutmamamamiz gerekir.
Bu sosyal fenomene karsi, cezalandirici, yargilayici, caydirici tedbirlerinde bir ise yaradigida söylenemez.
Avrupa toplumlari örf, adet, gelenek ve ahlak kurallarini dinden almazlar, cünkü dinleri hristiyanlik, yahudilik tahrif edildiginden, örf adet, gelenek ve ahlaki toplum kültüründen alirlar. Yani din rol oynamaz avrupalinin ahlak anlayisinda.
Kendi kültür mirasindan aldiklari derslerin, kurallarin toplamina avrupali "etik" der.
Bizde ise 1923 devrimleri ile kendi kültürümüzü ve dinimizi inkar ve red etmisiz. Kendi milli kültüründen ve dininden sosyal yasam icin gerekli ve sart olan sosyal yasam kurallarini almaktan yoksun bir toplum olan Türk toplumu sosyal yasamini neye, nasil, nelerle ve nelere göre düzenleyecektir ?
Eger Kültürden alinmasi gereken etikten, dinden gelebilecek toplumsal yasam kurallarindan mahrum ise Türk toplumu, acizdir "cinsel tecavüz" gibi konularda.
Dogru/Yanlis olan nedir sosyal yasamda ? Bu soruya verilebilecek hicbir bilimsel cevap yoktur.
Bu sorularin cevaplari toplumun asirlar boyu biriktirdigi birikimlerde yani kültürde yatar.
1923 öncesini inkar eden bir toplumun hicbir sosyal konuda verebilecegi evet/hayirlar olamaz.
Bu demektir ki, geri kalmisliga...tecavüze devam......

SECiMLERDEKi OY MANiPULASYONLARI ÜZERiNE

GÜVENLi OY PUSULASI

1. Bagimsiz aday ve Parti pusulasi olarak 2 tane pusula secim bürolarinda secmen önüne konulursa, secim bürolarinda calisan görevliler "sunu at sen sandiga" gibisinden sözlerle secime hile katacaklardir.

2. Biri partilerin üzerinde yer aldigi ve digerinin bagimsiz adaylara ait oldugu coklu secim pusulalari kullanilirsa, yukardaki ayni oy hilesi devreye sokulur.

3. Tüm secime giren partilerle, bagimsizlarin üzerinde bulundugu tek ve ortak liste secmenlere oylamak icin verilirse, rey hileleri olamayacaktir.

TBMM nin en son aldigi kararda budur ve DOGRU dur...

YSK baskanina önerim:

1. Oy pusulasindaki siralamayi tek sira yerine cift sira yapiniz.(su anda tek siradir.)
2. Sayfanin her 2 tarafinida kullaninizBu teklifimi uyguladiginizda 20x30 cm(normal mektup kagidi) ebadinda bir sayfa yeterli gelecektir.
(Haber7.com´da yayinlandi.)

12 Mayıs, 2007

SOSYAL DEGERLERiN BOSALTILMISLIGI


Ahmet MiM
tarafından 11 Mayıs 2007 17:02 tarihinde

Din ve Ahlak

Martin Luther ile dinde reformlar baslatildi Avrupada. Cünkü hristiyanlik dini, orijinliginden kopartilmis, saptirilmis ve tahrif edilmisti. Incildeki tahrifatlarla örf, adet ve ahlak kavramlari degistirilmisti. Buna isyan idi reform hareketleri. Kur´an da ise böyle bir tahrifat yoktu. Icerdigi Ahlak kavramlari dopdolu duruyordu.
Reformlarin asil amacinin ne oldugunu bilmeyen bizdeki akilli(!) akilsizlar, bizdede reform yaptilar. Islamiyetten laiklik adina kopus reformu idi bu. "Din ile Devlet islerinin biribirinden ayri tutulmasi" demek olan laiklik, bizde dinsizlik ve ateistlik olarak tanimlandi akillilarca. Türkiye islamdan uzaklastirildi. Islamdan, islam ahlakindan uzaklasmak idi.
Reformlarla hristiyanlik dinini kiliseye hapseden Avrupali gibi bizdede Islamiyet camilere sokulmak, kapatilmak istenildi..

Ahlaksizlikta BEKLEMEK

Cumhuriyetle hicbir problemi olmayan insanlara, "cumhuriyet" adi altinda "sinif oligarsisi", "laiklik" adi altinda "dinsizlik" verilmisti. Milli ve dini kültürü bosaltilan halkin ahlaki, örfleri, adetleride bosaltilmis, bos insanlar toplulugu olusturulmus.
Bosluklarin materyalle doldurulmasi yeglenerek, üretmeden tüketmek yani asalak yasamak idallestirilmis.
Reform hareketleri ile tahrif edilmis hristiyanligi kiliselere kapatan Avrupali, kültürünü sahiplenerek, kültürünün ögelerini etik adi altinda toplamis ve yasaminda uygular olmus. Bizde ise yapisilacak dal birakilmamis. Avrupaya sömürttürtülmüsüz.
Bu ahlaki bosluk ve cöküntü icerisinde herseyden medet umar yani herseyden birseyler bekler konuma düser olmusuz.
Vertrauen ist gut, Kontrolle besser=inanmak, güvenmek iyi, kontrol altinda tutmak dahada iyidir. der Avrupali.

Ahmet MiM
tarafından 11 Mayıs 2007 16:51 tarihinde

Bosaltilmislik ???

Bir ülkeyi, bir halki sömürebilmek icin, o ülkenin örf, adet ve ahlakini sifirlamak gerekir.örften adetlerden ve ahlaktan yoksunlastirilan toplumlar tamamen materyallestirilebilirler. Materyalistlestirilen toplumlar ise mutlulugun materyal ile zenginlesmekte oldugunu zannederler.
1922 yilinda yeni bir Cumhuriyetin kurulmasi arefesinde Ingiliz ve Fransizlar cagirdilar lider kadrosundaki önderleri ve onlara bu ülke insaninin icinin bosaltilmasi icin direktifler ve yollar tavsiye ettiler.
Devrimler yapildi bu afrika ülkesinde. Halk zannettilerki, medenilesecek, zenginlesecek..mutlu olacak....
Ama ici bosaltilan bu halk, ici bosaltilmis kavramlarla(laiklik, vs gibi)dolduruldu. Bu kavramlari 80 küsur sene sonra dahi anlayamadi bu millet.
Ama bu arada daima soyuldu ve sömürüldü.

Türkiye ve Kiliseler...

Türkiye´de KiLiSE........VER Ki - ALASIN.....
Alanya´da ikamet eden ve meslegi rahiplik olan bir Alman vatandasi Sn. Kusch; Alanya Müftülügüne bas vurarak, Alanya´da Kilise yapilmasi icin destek olmasini istemistir.

Sn. Kusch´un ilk önce kendi ülkesinde, müslüman insanlara, dinlerini Almanya Anayasasina ve Hukukuna göre yasamalari, Cami talepleri hususunda ne verildigini ögrenmelidir. Ögrenmelidir ki, bu gerceklere dayanarak, Alanya Müftülügünden dolayisi ile Diyanet isleri Baskanligindan Kilise kurulmasi istesin.

Sn. Papaz´in ancak ve ancak "karsiliklilik anlasmasi"na göre, karsi ki uygulamalari inceledikten sonra, bizdende esdeger karsilik beklemesi gerekir.

Almanya´da yasayan Müslümanlara, Alman hükumeti cami yaptirmadi ve yaptirtmadi....Mevcut camilere, pardon apartman dairelerindeki ibadet yerlerine cami diyebilmek icin bakar kör olmak gerekir.
Almanya´da: 1. Sehir icerlerinde kesinlikle bir cami insaatina izin verilmiyor. 2. Gerek sehir icerisinde, gerekse de sehir disinda a) minareye, b) kubbeye ve c) cami görüntülü insaatlara izin verilmiyor. 3. Binbir oyun ve entrikalarla, kira bedellerinin en az 10 kati ödenerek, müslümanlar tarafindan daireler kiralandi ve cami olarak pardon mescit olarak kullanilabiliyor ancak. 4. Mevcut camiler, maksadlarinin disinda kullanilarak, cemaate kapatilmistirlar.ör: Potsdamdaki cami... 5. Mescid olarak kullanilan dairelerin, mescid olarak kullanilabilmeleri icin olmadik bahaneler uydurulmus ve bu bahaneler ancak cok para dökülerek giderilebilmistir.
Sn. Papaz Kusch ilk önce Almanya´ya gitsin, kendi devleti, Hükumeti, Belediyesi ve kilisesi ile konussun. Almanya´da islam ibadeti nasil icra edilebilmektedir, görsün ve bu isteklerini dile getirsin. Ondan sonra Türkiye´den, Müftülükten, Belediye Baskanindan ayni haklari istesin. Bu arada Belediye Baskanlarini; müslümanlarin Almanya´da karsilastiklari sorunlari, yasaklari Ditib´den ve diger cemaatlerin liderlerinden ögrenmeye cagiriyorum.
Belediye Baskanlarinin bu bilgilendirmelerden sonra, islamin önüne cikartilan engelleri, Kilise önündede engel olarak ortaya cikartabilecekleri ortadadir.

Belediye Baskanlari Kilise isteyenlere nasil Kilise verilemeyecegini, Almanlardan ögrenerek calismalarini yönlendirmelidirler.
Hersey karsiliklidir. Avrupalilar; biz Müslümanlara ne imkan verdilerse kendi ülkelerinde, aynisini vermemiz mümkün olabilmelidir kendi ülkemizde.

Bu da demektir ki, hemzemin bir apartman dairesinde kilise kurabilirler. Bu daireden disariya hicbir ses, koku cikmamasi, 1 m. eninde caddeye cikisli kacis kapisi, ses izolasyonu, yangin söndürme tesisatlari, erkek, kadin tuvaletleri, lavabolari bulundurmak, vs..gibi sartlari yerine getirmek kaydi ile. Can kulesine, can sesine toplumu rahatsiz ettiginden dolayi müsade etmemek kaydi ile.
Kilise insaatina izin yok.

Kilise konusunda "karsilkli özveri" ilkesine uyum icin Belediyelerin bilincli olmalari sarttir. Zira Alman anayasasinda dile getiren din özgürlügü, Almanya´da Beledi mevzuatlari ile kisitlanmaktadir.

Ayni muameleleri bizimde demokrasi adina yapmamizda herhangi bir sakinca yoktur AB Normlarina göre.

PROVOKASYONLAR ve Kullanilan GENCLER

GERCEK NE ?, NEREDE ?

Bu gencler hususunda yazilanlarin hepsi yalan ve bir komplodur. Bu gencleri kullananlarin bir oyuncaklaridir bunlar. Olaya bu acidan bakmakta yarar var.Adi üzerinde "delikanli", yani kani deli...civil civil, yerinde duramayan, daima basarili, aktif ve hedefci olmak isteyen. Kendini, milletini ve yurdunu mutlu görmek icin canini bile heba etmeye hazir ve eden bir genclik cagi bu.

Bu genc degil suclu olan, bu gencleri kendi cikarlarina, VATAN+MiLLET+SAKARYA sloganlariyla kullananlardir suclu olanlar.Bu genclerin ne yaptiklari göz önüne getirilirse, birilerinin, bu ülkede karmasa, kardes kavgasi, kiyim cikartarak ortaligi bulandirmak, darbecilerin darbe yapmalari icin gerekce olusturmak istedikleri ortaya cikmaktadir.
Kisacasi darbe icin ortam hazirlamakti bu genclere düsen vazife. Bu gercegi, bu genclerde, halkimizda bilmiyor saniliyordu.Bu gencler suclu degil, bu gencleri kullanan darbeciler sucludurlar.
1. Türkiye´nin bircok vilayetinde bir gurup tarafindan ortaligin karistirilmak istenmesi,
2. Papaz cinayeti,
3. Dink suikasti4.
4. Yargitay suikasti
5. Kibris mitingleri6. Cumhuriyet mitingleriBugünkü muhtiranin geleceginin isaretleri idiler.Ogun sucsuzdur, onu suca iten darbecilerdir suclu olanlar.

Darbeciler muhtira ile TBMM ni yani Parlementoyu, yani halki hice saydiklari halde, bu ülkede "DARBEYE HAYIR !!!" diyen bir toplum yok.
Evet....
Bu genc degil,
Darbecilere HAYIR demeyen bu millet suclu...
Hem bu gencleri düsünürken, neden gecmiste gelip, gecen, öldürülen, asilan, dövülen, hapislerde süründürülen, yurt disina kacmaya zorlanan genclerimiz neden düsünülmüyor, anilmiyor birer örnek olarak ?
Unutmayin ki, bu ülke; bir ABD sömürgesi, mandasidir.

1922 yilinda yapilan anlasmalarla bu ülkenin istiklali ilk önce Fransiz+Ingiliz ittifakina

1938 de de ABD ye satilmistir. Ne zamanki bu sömürgenlerin sömürdükleri bu ülke ve bu ülkenin insanlari "sömürüye HAYIR !!" demisse, kellesi kopartilmistir.
Kelleleride kopartanlar her zaman Türk Ordusu icerisinden bazi darbeci generaller olmuslardir.
Yani ABD dogrudan dogruya mücadele etmez TÜRK´lerle..
Türklerin icerisinden satin alabildigi sivil ve askeri yandaslari ile Türklerin bagimsizlik isteklerini silah gücü ile bastirirlar.
ABD ye hizmet eden darbeciler sadece TSK icerisinde degil, Parlemento, Yargi, Egitim alanlarindada, Anayasa Mahkemesi, YÖK´te, Danistay´da, Yargitay´da..hatta ve hatta siyasi partilerdede yandaslari mevcuttur.
CHP´nin bir ABD Partisi oldugu..Pardon kuruldugu 1907 den beri isgalcilerin, sömürücülerin kurdugu bir Parti oldugu simdi ap-acik ortaya cikmadi mi ?
CHP ilk defa Berlin´de Alman Imparatorlugunun verdigi 30.000 altin karsiliginda Enver Pasa tarafindan Berlin´de kuruldu.
Anap, DYP ise; artik silahli darbeden korkuldugundan yani halkin karsi koymasindan korkuldugundan ötürü, darbeciler tarafindan ABD nin tavsiyesi ile biraraya getirildi ve DP adi altinda birlestirildi.

Su anda Türkiye´de ABD enteresselerini korumak icin ABD´ye hizmet edenler:

TSK(Bir kesim darbeciler),
YÖK(Bir kesim),
Anayasa Mahkemesi (Bir kesim),
Danistay (Bir kesim),
Yargitay (Bir kesim),
CYDD,
ADD,
MHP,
CHP,
ANAP,
DYP,
BTP

Bu gencleri suca iten bu kurum ve kuruluslardan hesap sorulmalidir degil mi ?

11 Mayıs, 2007

Atatürk Türkiye’sinin Hitler Almanya’sına ekonomik bağımlılığı

Atatürk Türkiye’sinin Hitler Almanya’sına ekonomik bağımlılığı
MUSTAFA ARMAĞANGeçtiğim yollara dikenler bıraktığım için özür dileyecek değilim. Tarih yeniden yazılmayı bu denli arzuluyorsa yapılacak tek şey, yazanın yapana ve yapılana sadık kalmasıdır.
Ord. Prof. Enver Ziya Karal gibi bir üstadın bile açıkça itiraf ettiği gibi, inkılap tarihlerimizi yazanlar onu kendi arzu ve duygularına uydurmuşlarsa biz ne yapalım? Belki yol kenarlarına bıraktığımız dikenlere takılan yünlerden yeni bir palto yapmayı becerir birileri. Mesajımız, gelecekteki süngü zekâlı tarihçilere. Ümidimiz onlarda…
Geçen haftaki yazımda Osmanlı borçlarının 1933 yılından itibaren ödenmeye başlandığını yazmıştım hatırlarsanız. İşte bu süngü zekâlı kardeşlerimizden birisi üşenmeyip kitaba bakmış ve aslında ilk borç taksidini 1929’da ödediğimizi bulmuş. Soruyor haklı olarak: Hangisine inanacağım?
Burada belirtilmesi gereken üç nokta var:
1. 1929’da ödediğimiz borcun kendisi değil, yalnız faiziydi.
2. Bu ilk ödememizle birlikte ekonomi iflas sinyalleri vermiş ve alacaklılara gerisini getiremeyeceğimizi ilan etmiştik. İşte bundan sonra ödemelere ara verilmiş, görüşmeler 1932’de sonuçlanmış ve asıl borcun ilk düzenli ödemesine 1933’ten itibaren başlamıştık. Oradaki kastım, 1954 yılına kadar devam edecek olan bu ilk düzenli ödemeydi.
3. Ödediğimiz Osmanlı borçlarının tutarı, TL bazında yaklaşık 150 milyon liradır. Peki hiç merak ettiniz mi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan nakit para tutarının ne kadar olduğunu? Tamı tamına 161 milyon TL kâğıt para (bozuklar hariç). Yani Osmanlı hazinesinden 161 milyon TL’yi cebinize koyarken bu para nereden geliyor diye sormuyorsunuz da, borcunuz çıkınca niye mızıklanıyorsunuz? Bir miras olayında alacak ve borç gayet tabii bir durum değil mi?
Her neyse. Bu borçlar meselesi epey su götürür. Ancak belirtilmesi gereken bir başka nokta da, bu borç ertelemesiyle birlikte Türkiye’nin dış kredi itibarının dibe vurmuş olmasıdır. Hatta 1920’lerde İngiliz hükümeti Türkiye’nin İngiltere’de tahvil satmasını yasaklamıştır. Son çare olarak ABD’ye başvurulmuşsa da, Avrupalı tahvil alacaklıları Türk isteğinin geri çevrilmesi için Washington’a kredi vermemesi için baskı yapmışlardır.
Şimdi gelelim asıl konumuza.
1930-1934 arasındaki dönemde Türkiye için 1929 dünya ekonomik buhranının da misillemesiyle ağır bir ekonomik darboğaz oluştuğunu söylüyor uzmanlar. Hani bazıları o zamanlar Türkiye’nin parası yabancı paralar karşısında değerliydi diyorlar ya, Gülten Kazgan’dan Yahya Sezai Tezel’e kadar Osmanlı iktisat tarihi uzmanları bunun ekonomi üzerindeki felç edici etkisini gündeme getiriyorlar.
1930-1934 döneminde TL’nin aşırı değerlenmesi ile Türkiye’nin ihracat yaptığı tarım ürünlerinin fiyatlarının dış piyasada düşmesi sonucunda özellikle Ege Bölgesi’ndeki ihracatçılar iflas etti, mal üreticinin elinde kaldı. Türkiye reel gelir kaybına uğradı. İlk defa TL bu dönemde dolara bağlandı. Enflasyon yoktu belki ama bu defa deflasyon-depresyon süreci doğdu.
Bir çıkış yolu olarak önce Fransa’yla başlayan bir tür anlaşmalı takas olan “kliring” ticareti denendi. İşte bu takas ticareti, yazımızın konusunu oluşturan Hitler rejimiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni 1934-1939 yıllarında birbirine sıkı sıkıya bağlayacak ve Yahya Sezai Tezel’in ifadesiyle söyleyecek olursak, Türkiye tarihinin (Osmanlı da dahil) başka dönemlerinde görülmemiş derecede bir emperyalist dış güce ekonomik olarak bağımlı olmasını getirecektir.
Nasıl? Atatürk döneminde Türkiye dışa bağımlı mıymış? Hem de Nazi Almanya’sına öyle mi? Şu Hitler’in rejimine hem de?
Siz bu soruların kabuğunu kaşıyadurun, ben hocanın “Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi” (Tarih Vakfı Yay., 1994) adlı kitabının kapağını aralıyor ve başlıyorum özetlemeye:
Tezel’e göre Türkiye’nin 1934’e kadar süren bu olumsuz ekonomik tablosunun olumluya dönmesinde Hitler Almanya’sıyla kurduğu yakın ekonomik işbirliğinin önemli bir payı bulunmaktadır. Kendi deyişiyle,
“Türkiye’nin dış ticaretindeki genişleme, Nazi Almanyası’nın uluslararası düzeyde iktisadî güç kazanmasıyla ilişkilidir. Almanya’nın Balkanlar ve Ortadoğu’da güttüğü ticarî genişleme politikası nedeniyledir ki, Türkiye, Büyük Buhran’ın sıkıntılarını yaşayan liberal metropollerin Türk ihraç mallarına talebinin zayıfladığı bir dönemde, ihracat hacmini artırabilmiştir.”
Yeterince çarpıcı. Devam edelim biraz daha.
Almanya 1930’ların sonuna doğru Türkiye’nin ticaretinin aşağı yukarı yarısını kendine kanalize etmeyi başardı. Böylece Almanya’nın ihracatımızın cari değerindeki payı 1929’da yüzde 15 iken 1934’te yüzde 39’a, 1935-1938 ortalamasında ise yüzde 44’e çıktı. Almanya’nın ithalatımızın cari değerindeki payı ise 1932’de yüzde 25 iken, 1934’te yüzde 36’yı, 1935-1938 ortalaması ise yüzde 46’yı buldu. Hatta bu dönemde Türkiye Almanya’dan yalnız silah almakla kalmamış, askerî örgütlenmesinde de Üçüncü Reich’a bağımlı hale gelmiştir.
Bunun sebebi ise Türk ihraç ürünlerine yüz vermeyen diğer ülkelerin aksine Almanya’nın ihraç mallarımıza yüksek fiyatlar ödemekte ve kliring hesabında açık vererek Türkiye’yi Almanya’dan daha fazla ithalat yapmaya zorlamakta olmasıdır.
Böylece ihracat ve ithalatımızın neredeyse yarısını kendisine bağlamayı başaran Almanya’nın Türkiye’yi nereye sürüklemekte olduğu ancak 1937’de fark edilmiş ve yönetimde bir panik havası baş göstermiştir. Aynı şekilde İngiltere de Türkiye’nin faşizme kaymasıyla Ortadoğu dengelerinin aleyhine döneceği paniğine kapılmış ve Türkiye’ye baskı yapmaya başlamıştır. Bunun üzerine 1936 ve 1938 yıllarında yapılan anlaşmalarla İngiltere’den 118 milyon TL borç alınmışsa da, İkinci Dünya Savaşı patladığında Türkiye’nin dış ticaretinin Almanya’ya bağımlılığı hâlâ sürmekteydi. Öyle ki, 1939’da bu bağımlılık muazzam boyutlara tırmanmış bulunuyordu: İthalatta yüzde 51, ihracatta yüzde 37.
Hatta “The Economist” dergisinin 5 Ağustos 1939 tarihli sayısında yayınlanan bir hesaba göre, Almanya, Türkiye’yi kendisine siyasî olarak bağlamak için zarar etmeyi bile göze almış ve bizden yüksek fiyatla mal alıp ucuz fiyatla mal satmak suretiyle sadece 1938 yılında tam 8 milyon TL tutarında bir mali yardımda bulunmuştur. Bu para, aynı yıl Osmanlı borçları için ödediğimiz miktarın tam iki katıdır! Şimdi Osmanlı’dan kaçarken Hitler’e tutulmuşuz diyeceğim, yine birileri köpürecek. Noktanın yeri burası mıydı?

m.armagan@zaman.com.tr

Sayı:
21

09 Mayıs, 2007

TÜSİAD'ın asıl kuruluş gerekçesi CHP







TÜSİAD'ın asıl kuruluş gerekçesi CHP

TÜSİAD'ın asıl kuruluş gerekçesi CHP
Hükümete yönelik çıkışıyla gündeme gelen Borusan Holding kurucusu Asım Kocabıyık, TÜSİAD'ın asıl kuruluş gerekçesini 2001 yılında böyle ortaya koydu.
TÜSİAD neden kuruldu - 09 / 05 / 2007 11:14
Kenan Kıran'ın haberi




"AKP’nin oyları yüzde 50’yi bulduysa, bu memleket kayboldu demektir" diyen ve "Atatürk'ü görmüş adam" olmakla övünen Borusan Holding’in kurucusu Asım Kocabıyık 2001 yılında verdiği bir ropörtajda iş dünyasının en büyük derneği TÜSİAD'ın asıl kuruluş gerekçesini de ortaya koydu.



Yaptırdığı Borusan Asım Kocabıyık Anadolu Teknik Lisesi’nin giriş kapısı ile bahçesinin demir parmaklıklarını masonların ve İsrail'in devlet sembolü olan “Yedi Kollu Şamdan” ile çeviren Asım Kocabıyık, TÜSİAD’ın, CHP'ye tanıtım için kurulduğunu açıklamış. 2001 yılında Hürriyet'te yer alan bir haberde Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Asım Kocabıyık, TÜSİAD'ın neden kurulduğuna ilişkin soruya,


"TÜSİAD'ın kuruluş statüsünde ne yazarsa yazsın, TÜSİAD İstanbul ile İzmit arasındaki sınai müesseseleri CHP milletvekillerine tanıtmak için kuruldu. Sanayi odası ve TOBB bunu yapamıyordu. Bunlar politikayla meşguldü. Zaman içinde ilgi alanı genişledi. Hiçbir şahsi davayı müdafaa etmedi, memleket meselelerine sahip çıktı" şeklinde açıklaması yer almıştı.

08 Mayıs, 2007

Gelir eşitsizliği büyüyor

Yazar
m.sokerİyi Yazar

En alt yüzde 5 ile en üst yüzde 5 içinde yeralan haneler arasında 2000 yılında 27.2 kat olan, 2002'de 20.1 kata inen gelir farkı 2004 yılında ise yeniden açılarak 23.9 kata ulaştı.. Türkiye'de hane ve kişi başına kullanılabilir gelirin artmasına karşın, yeniden zenginleşme sürecinin, gelir dağılımındaki eşitsizliği tekrar büyütmeye başladığı bildirildi.Gelirdeki eşitsizliğinin büyüme sebebi sadece devletin uyguladığı yanliş politikalar mı?
m.sokerİyi Yazar

21/02/2005 : 20:38:43
Özellikle sizin fikirlerinizi merak ediyorum sayın MİM saygılar;

m.sokerİyi Yazar

22/02/2005 : 17:15:05

Türkiye'de hane ve kişi başına kullanılabilir gelirde artışa karşın, yeniden zenginleşme sürecinin gelir dağılımı eşitsizliğini tekrar büyütmeye başladığı bildirildi. Veri Araştırma A.Ş'nin 2 yılda bir düzenli olarak yaptığı Kentsel Türkiye Araştırmaları'nın üçüncüsü de tamamlanarak, bulguları basın toplantısıyla açıklandı.Veri Araştırma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sezgin Tüzün, 2000 ve 2002'de ekonomik kriz öncesi ve sonrası Veri Statü Gelir Tüketim (SGT) Kentsel Türkiye Araştırmaları ile ülkenin görüntülerini değerlendirdiklerini anımsattı. Tüzün, son araştırma ile 2002'den 2004'e ''kentliler krizde yitirdiklerini telafi edebildi mi?'' sorusuna yanıt aradıklarını belirtti. Sezgin Tüzün'ün verdiği bilgiye göre araştırma, 5'i milyon nüfusun üzerindeki 40 kentte, bin 972 hanede yaşayan 4 bin 592 kişiye ulaşılarak yapıldı. 2002'de yüzde 57 olan kentsel nüfus oranı 2004'de yüzde 63'e yükseldi. Bir başka deyişle ülke nüfusunun yüzde 63'ünü kentliler oluşturuyor.
**SökeR**
Ülke: Türkiye Yazılar: 133

melih15Deneyimli Yazar

22/02/2005 : 18:40:30
Gelir dağılımının konuşulabilmesi için önce gelir getirici faaliyetlerin olması gerekir. Bence ülkemizdeki EN BÜYÜK ADALETSİZLİK İŞİ OLANLA OLMAYAN ARASINDAKİ uçurumdur.Türkiye’de gelir dağılımı konusunda araştırmayı yapan tek kurum DİE’dir. DİE ilk gelir dağılımı istatistik raporunu 1963’te yayınladı. Rapora göre geliri en düşük %20 lik nüfus toplam gelirin % 4.5 uğunu; geliri en yüksek olan %20 lik nüfus ise gelirin %57 sini almaktadır. 1987’de yapılan DİE araştırmasındaki paylar ise en düşük kesim için %5.2 ye çıkarken en yüksek kesimin aldığı pay ise %50 ye gerilemiştir. 1994 neticeleri aynı kesimler için %4.9 ve % 54.9 olarak verilmiştir. Görüldüğü gibi en alt gelir–en üst gelir tabakaları arasındaki fark 10-12 kat arasında değişmektedir. 2002 de yapılan araştırmada DİE’nin yayınladığı bölüşülen gelirle yine ayni DİE nin 2002 gelir yöntemiyle gayri safi yurt içi hasıla rakamları büyük farklılıklar göstermektedir. GSMH tablosu bölüşülen geliri 219 katrilyon TL verirken, DİE gelir dağılımı araştırması 119 katrilyon TL olarak veriyor!. Yani ankete cevap verenler 219 değil 119 katirliyon olarak beyanda bulunmuşlar. Eksik beyanda bulunanların 4 de 3 ü de kar/ faiz/ rant kesimlerinden kaynaklanıyor. Kayıt dışı gelir sahipleri de cabası!En alt ve en üst gelirler arasındaki fark 8 i bulduğunda toplumsal bunalımların çıkacağı da genel kabul gören bir varsayımdır. Yani, “biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar.”Ne mutlu ki; “Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir ..” diyen bir dinin mensubuyuz. Ve gelir tabakaları arasındaki fark 10-12 kat olmasına rağmen Türk insanının geleneksel sabır vasfı halen kaybolmadı.Sağlıklar diliyorum.
Ülke: Türkiye Yazılar: 370

m.sokerİyi Yazar

22/02/2005 : 19:40:48
Gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek için neler yapılmalı?Bizim vatandaş olarak yapabileceğimiz şeyler varmı varsa neler?saygılar;
**SökeR**
Ülke: Türkiye Yazılar: 133

m.sokerİyi Yazar

22/02/2005 : 22:33:32
Sayın MİM;Adaletin nasil tecelli etmesi gerektigi hususundada konusmamizda yarar olduğunu ve size bu konu ile ilgili birşeyler öğretebileceğimi söylüyorsunuz.Benim fikirlerimi önemsiyor olmanızdan memnun olduğumu belirtirim ama asla benim uzman olmadığım konuda başkalarına hele de size bir şeyler öğretebilme şansım olduğunu sanmıyorum.Ben ancak konu ile ilgili fikirlerimi ve islami yönden herkesin bilebileceği şeyleri söyleyebilirim.Ben bu güne kadar İslamiyette kazancınızın 1/3 yeyin kalan 2/3 muhtaçlara dağıtın diye ne bir duyum nede bir yazı okudum.Sadece muhtaç durumda olanlara bunlarda 1. dereceden başlıyarak akrabalar, komşular,tanıdık eş dost,tanımadık ihtiyaç sahipleri vb maddi yardım da bulunmak yardım yapana sevap kazandırır bu sadakadır.Eğer bu kişilerin maddi yardıma ihtiyaçları varsa Yardım yapmadığınızda ise günahkar olmazsınız ama senede bir defa ramazan ayında toplam malınızdan zaruri ihtiyaç dışındakilerinin 1/40 nı zekat olarak birde heryıl yeniden belirlenen miktarda fitrenizi mutlaka ihtiyaç sahiplerine ramazan bayramından önce dağıtmalısınız ve sıralamada yukarıdaki gibi olmalı hatta bazen de komşular akrabalardan önce gelebilir.Aslında bu çok ince bir konudur dolayısı ile benim burada yazdıklarım fetva değildir sadece benim bildiğim ve uygulamaya çalıştığım konulardır gerçek ten konu ile ilgili öğrenmek istediğiniz şeyler varsa lütfen araştırınız bulamıyor iseniz bende araştıracağım daha sonra istediğinizde daha net ve detaylı cevaplar yazarım.saygılar;
**SökeR**
Ülke: Türkiye Yazılar: 133

İNCİİyi Yazar

23/02/2005 : 09:13:48
EKSİLERİN VE ARTILARIN BİR ARADAKİ HALİ NÖTÜRDÜR.YANİ PEK BİRŞEY DEĞİLDİR.
BİR GÜN GELİR, BİR GÜN KALIR, BİR GÜN GELİR ODA BİTERİYİ GÜNLERİNCİ
Ülke: Türkiye Yazılar: 236

melih15Deneyimli Yazar

23/02/2005 : 12:23:56
Bu günlerde Kenan Bey ortalıklarda görünmüyor.Bilen gören var mı acaba nerede? İnşallah herşey yolundadır.Hadi Kenan Abi konunun ucu senin alana dokunuyor.MİM e de haddini bildir lütfen. Aldı sazı eline gidiyor.Zelkat, Fitire, Sadakadan başladı birazdan Farz, Sünnet devam edecek.Dersini ver artık, yok 1/3 yok 1/9 edebiyatının. Biz de bu arada bir iki şey kapalım.Sağlıklar diliyorm.
Ülke: Türkiye Yazılar: 370

melih15Deneyimli Yazar


Ben yine de Kenan abiyi istiyorum.MİM bey, öyle yanlış rakamları doğru toplayarak, hesap yapamazsın.Kenan abi, MİM e uymam diyorsan uyma, ama lütfen birşeyler yaz sağlık haberlerine ihtiyacımız var.Saygılar.
Ülke: Türkiye Yazılar: 370

m.sokerİyi Yazar

25/02/2005 : 12:46:10
Sevgili arkadaşlar bir kaç gündür yoktum özür dilerim.Sayın mim in yazdıkları yazı ve rakamlarla ile ilgili bir kaynak bilmiyorum ama konuya yeterince vakıf olan arkadaşlar varsa sayın kenan kablan gibi lütfen bildiklerini anlatsın benimde bu konular la ilgili bilgiye ihtiyacım var. Aslında sayın MİM in bu konu ile ilgili bildiklerinin tamamını bize açıklamadığı düşüncesindeyim yoksa yazılarında bir çok olaya ve konuya vakıf olduğu çok belli oluyor ama bu kadar kitap okuyup araştırma yapan bir insanın bu konuya açıklaı getirmemesinin sebebini acaba bizi mi deniyor diye düşününüyorum.saygılar;

melih15Deneyimli Yazar

25/02/2005 : 14:04:22
Sayın söker, MİM in bildiği tek şey vardır. O da hiç birşey bilmediğidir.:)Arada bir unutur birşey bilmediğini böyle matamatik yapar. Ama merak etme Kenan abi cevabını verir ona.MİM ha şunu da bir açıklayıver bakim!Hazineden geçinmeliler nekadar verecek, patron payı, çalışan payı, zekat, fitre?Vergi kaçırıp üç işçi fazla çalıştırmak varken, vergi verip birilerine süper refah olarak dönmesine bende karşıyım. MİM in çarına çırpına kazandıkların yarısına el konularak birilerine babasının evinde bile göremedikleri refahı yaşatmak haksızlıktır. Vergi toplamak önemli değil onu güzel harcamak önemlidir.Devletimizin hak ettiği fakirliği yaşamadığı kanatindeyim.2005 yılında toplanacak olan "85 milyar dolar" vergi ile neler neler yapılırdı halbu ki bu ülkede.Sağlıklar diliyorum.

m.sokerİyi Yazar

25/02/2005 : 14:10:29
Sayın Kenan Kablan konu ile ilgi fikirlerinizi bekliyoruzSanırım MİM e cevap hakkı doğduBenim yorumum sonra Saygılar;

m.sokerİyi Yazar

25/02/2005 : 14:52:49
Bu yazıdanda bir sonuç çıkmadı arkadaşlar.Ne yapmalıyız sorusunun cevabı kimde acaba sayın Kenan bey demibekliyoruz .saygılar;

melih15Deneyimli Yazar

26/02/2005 : 10:54:25
Bir garip ülkedir Türkiye!Dostları tarfından gelirinin %30 u savunmaya harcattırılır.Hatta kendisi de, geri dönmeyecek yatırımlara gelirinin %20 sini daha harcar.Dostlarından aldığı borcun 4 (dört) katını faizine öder.(her yıl 40 milyar dolardan fazla faiz ödemesi yapar)30 yılda ihracatını 2 milyardan 62 milyar dolara çıkartır.Terecinin ülkesinde tere satar.Bir garip ülkedir Türkiye...!Bu ülke hesaplarını hep kümesteki tavukları yolma üzerine yapar.Vergi adı altında tavukları yolar yolar, vergiden muhaf tutuğu tilkilerin önüne atar.Çok vergi toplamak önemli değildir, 72 milyon insanın hakkının yerinde ve doğru harcanması önemlidir. Devletimiz ve yöneticilerimizin, hak ettiği fakirliği yaşamadığı kanatindeyim. Toplanan vergileri ganimet mantığıyla harcamaktadır.2005 yılında toplanacak olan "85 milyar dolar" vergi ile neler neler yapılırdı halbuki bu ülkede. MİM senin AB nde kaç ülke 85 milyar dolar vergi topluyor söyle de

yaseminece81Gönüllerin Yazarı

26/02/2005 : 12:25:37
Evren atomlardan değil,hikayelerden meydana gelmiştir.Muriel Rukeyser

m.sokerİyi Yazar

28/02/2005 : 12:55:15
Sevgili MİM;Eşitliğin tanımının zor olduğunu kabul ediyorum hatta güzellikte izafi, kişiye göre değişiyoro zaman büyük çoğunluğunu mutlu insanların oluşturduğu Türkiye cumhuriyeti halkının refah seviyesi düşük olmasına rağmen mutluluk seviyesinin yüksek olmasının ana sebeplerinden birincisinin islamiyet ve müslümanlık olduğunu düşünüyorum çünki dürüstlük, paylaşım, temizlik (her nekadar beceremesekte) saygı, huzur, güvenlik vb. bir çok düzenin uygulanmasının ana temeli insan ve toplumun mutluluğu içindir sonuç olarak Tanrının bize değil bizim ona ihtiyacımız var yani biz bu kuralları uyguladığımız da bizim ve toplumunmutluluğunu sağlamış oluyoruz Din toplumlar için dil kadar ırk kadar önemli bir etmendir.Saygılar;

melih15Deneyimli Yazar

28/02/2005 : 13:13:25
Derleyin, toplayın her yıl 40-50 milyar doları verin rantçılara.Oyunun kuralları yanlış konulmuş birkere. Çok vergi toplamak önemli değildir, 72 milyon insanın hakkının yerinde ve doğru harcanması önemlidir. Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkamadığınız için boğulursunuz.Debelen, güzel Türkiyem, debelen belki çıkarsın sudan.Sağlıklar diliyorum.

m.sokerİyi Yazar

28/02/2005 : 13:44:36
Sevgili Melih;Söyledikleriniz doğru ama yapılması gereken nedir.Yani Türkiyenin iç ve dış borcunu dışarıdan birilerimi gelip ödeyecek, tabiki biz ödeyeceğiz kaybolan ve kaçan birşeyler varsa bunuda biz düzelteceğiz varsa bildikleriniz söyleyin hatta bu doğrultuda yapılması gerekenleri yapınız.Var ise eğer bizim toplum olarak yapacaklarımız söyleyin biz de yapalım sonuç olarak bu ülkede, üzerindeki her şeyde borcu da alacağı da bizim değilmi?Saygılar;

m.sokerİyi Yazar

28/02/2005 : 14:09:22
Sayın MİM;Yani ne demeli bunun üstüne işte bu kadar Sayın MİMDoğruları söyleyince herkesle uzlaşılıyor (bundan sizi değil kendimi kastetdim)Demokrasi ve sosyalizmin temeli ve toplumları mutluluğa götüren öğretilerin hemen hepsi islamiyette vardır. Bunu bilmek için de sizin dediğiniz gibi Kuran-ı Kerim-i okumak tabiki türkçesini okumak ve anlamak lazımdır.Zaten başımıza ne geliyorsa kulaktan dolma bilgilerden ve okumadığımızdan geliyor.Biz bunu hep yapıyoruz,evimize aldığımız bir eşyayı kullanmak için kullanım kitabına bakmıyor deneme yanılma yöntemi ile öğrenmeye çalışıyor dahada olmadı servis çağrıyoruz ancak bu kadar okuma özürlü olunabilir.SAYGILAR;

melih15Deneyimli Yazar

28/02/2005 : 19:27:59
Çözüm REKABET GÜCÜNÜ artırmaktan geçer.Suda debelenmek, boğulmayı önlemez.Daha hızlı yürüyen, daha az uyku ile yetinebilen, daha az yiyip daha iyi beslenen, daha hızlı öğrenebilen, başkalarından daha az yakınan, daha doğru sorular sorabilen, daha az korkan, daha akıllı olanla, daha ahlaklı, TÜRK İNSANINI oluşturduğumuz zaman rekabet gücümüz artacak ve sorunlarımız da adım adım çözülecektir. Her konuda eğitilmiş yüksek ahlaklı insanlar yetiştirirsek sorun kendiliğinde çözülür.çözüm çok ama öncelikle Eğitimden başlamak lazım uzun vadede. Bu eğitim; işe giriş sınav kazanmak için değil, yaşam şekli oluşturmak için yapılmalı.Ancak eğitilmiş insanlar ben demez, biz der, toplum çıkarını kendi çıkarından önünde tutar ve yanlışlarında ısrar etmezler.Sağlıklar diliyorum.

m.sokerİyi Yazar

07/03/2005 : 16:42:35
Bir konuya daha çok vakıf olmadan bitiriyoruz sanırımKonunun uzmanı sayılacak kişilerin cevap yazmıyor olması merak ın dışında da ilgimi çekti,bu kadar ısrara rağmen böyle önemli dini bir konuda bizleri bilgilendirmenin her şeyden önce sevap olduğunu sanıyordum.saygılar;